borcolsak-blog
borcolsak-blog
belki
52 posts
Biz ancak kalbimize yeniliriz.. / Beni yağmur yağarken üzme..
Don't wanna be here? Send us removal request.
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Sevgilime Bir Kefen
Alçak sesle uçuyor üzerimden saçları kına yakılmış bir kadının mihrabı bu gövermiş güz günleri çıldırtır çileden ve kitaplardan çıkartır insanı urlar, karınca cesetleri titreyişlerle örtülür üstüm merak bir devrimcinin hazırlığıdır ve alçacık bir sesle uçar üzerimden kanser, begonya, ölüm.
Beyaz tülbentler camın arkasında ve çıkarılmış insan gözleri kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri bağrına taş basan ana o ananın ölüsünden kalkan toz ey acılar gardiyanı, ey güz gündüzleri.
Bir isyankar çetecinin yağmuru altında kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum kulunç gibi giriyor öğleden sonraki cumartesinin umudum ki hırçın bir hayvandır durmadan kalgıtır banknotları, miting alanlarını. Ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla oturduğumuz evleri tıkayan merak bir devrimcinin hazırlığıdır.
Yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar dibeklerinde inatlarını döven hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.
Benim harcım değil bir yar sevmek gizliden her yanım bin türlü merakla dalanmakta o loş buhur kokuları, analarımız aşererken toprak yiyen analarımız yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı gökçe sancım zonkluyor bileklerimde zonkluyor talaşlar, talaşlar şakağıma vuran balyozun talaşları.
(1965)
İsmet Özel
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Aşk
Sevgilim sabahın erkenini seviyor, ben geceyi ve esmerliğini onun, o dorukları sevior, korkuyor bundan ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı, ona bir yeşil gülümsüyor, ben, hayatı delice sevdiysem nasıl, diyorum, seni de öyle. O kendi boşluğunda oyalanan günlerde canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor, ben göğe bakıyorum geceden, kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim diyorum, yanında, o sabahları eğilip öpüyor denizi. Çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun, esmerliğin gecemde, öyle kal. "Bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun, yağmur bir yalıyor yüzümü, bir duruyor. Sabahları eğilip yüzüme öpüşün geçiyor bir, bir duruyor aklım. Su ve rüzgar, dağ ve doruk, sonsuz hepsi, oysa camdaki sardunya gibi üşür bana biçtiğin ömür, ölüm geliyor aklıma bir bir, çıplağın çıplağımda. Rüzgarın dağımda olsun esmerliğin gecemde öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda.
Birhan Keskin
1 note · View note
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Of Not Being A Jew
İniyorum kulelerinden katil iniyorum maktul minarelerden taraçadan, bahçeden ilk tanıyı bulanların indikleri her yerden ilk tanıyı bulandıran bir vaşakla birlikte değdikçe ayaklarım merdiven alçalıyor açılıyor leşlerin, atmıkların cesurane canlıların korka korka uzandıkları zemin ağzımda kef iki gözIerimde mil iniyorum kulelerinden katil. Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor? Sağırım, nasıl oluyor da uğultum uzaktan beni çağırmaktadır? Göklerin çökeltisinden başkaca soy toprağın tortusundan gayrı hısım bilmeksizin iniyorum kirli eteklerine beni emziren kaltak şehrin iniyorum ama indirilmedim iniyorum çalıntı tahtımı terk ederek arada bir çehremi dalgalandıran karaltı vurulmuş arkadaşlarımdan yansıyor olsa gerek iniyorum onlardan artakalan yükü indirmek için indiğim yerde beni bir bekleyen yok indiğim yerde biçilmiş ot gibiyim puslu, çapraşık, koklanmamış ihmalkâr gözle okunmuş bir kitap bîtab bir gözle okunmayı tercih ederdim yoğrulmuş olan benle bir daha yoğrulsaydı benimle açsaydı ağırdan tükeniş faslını mızrap. Yağmurun yoldaşı denebilir mi bana? Ne dökülüş inişimde, ne çakış… Yalnızca o çetrefil aralama zahmetine katlanarak iniyorum kızları utandıran iç çekişle erkekleri boğan kasvetle iniyorum. Öfkemdi başlattı yolu ısrara gerek var deyip durdu şehvetim istemedi doğurmak böyle bir uğraşı tabiat tarih onu tanımazlıktan geldi bir dövüş olsaydı sonunda belki gevşerdi hırsım belki saçlar taranırdı bir sevişmeden sonra ama ben hınca hınç bekçisi kalacağım burçlarımın sonunda yükü bıraktığıma yanacağım. İniyor ve inliyorum nereye bir kucak dolusu sonluluk sorgusu getiriyorsam oraya bir kucak da getiriyorum bir kucak sadece genç ve diri değil bir kucak sadece yaşlı ve yorgun değil bir kucak sadece erkek ve vakur değil bir kucak sadece kıvrak ve dişi değil bir kucak sadece kavruk ve intikamcı değil bir kucak sadece gürbüz ve atak değil bir kucak sadece üzgün ve dindar değil bir kucak sadece temiz ve sevecen değil bir kucak sadece pis ve sırnaşık değil bir kucak sadece cömert ve sıcak değil bir kucak sadece sancılı ve keskin değil bir kucak sadece umursamaz ve bezgin değil bir kucak sadece öksüz ve çolak değil bir kucak sadece bir kucak açılınca açıkları kapatan acıkınca doyuran ve doyurunca nasıl da perişan, ne kadar da ölçülü darası alınmaz yüküm bu benim kayda geçirilemez, narhı konulmaz resmen ve alenen ifade usulü yok gözümün feri saydım onu, gücüm bundadır dizimin dermanıdır o buradan gelir cesaretim bende bu kucak olduktan sonra iyi veya kötü ne yapılabilir kendi hayatı aleyhine binlerce defa dolap çevirmiş olan bana? Bakın, bulduğum her gerçeği delik deşik ediyor kayboluş kapımı sürgüleyen bir vaşak her sevincimi viran eden bu hayvan yalanlar içinde boğulmamı önlüyor ondan kurtulacak olursam biliyorum beni yaşamakla coşturan bir kaynak keşfederim ondan kurtulduğum an bütün boyutlarımı kaybederim. Önceleri, acemiyken bu vaşak yokken daha yan��başımda okul müdürü veresiye satan bakkal kapıcı ve akrabaları dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İşte o zaman bildimdi anladımdı o sıra ne bir atlas kalır bende, ne ibrişim bu çuha, bu sicim elden çıkarsa acemiydim gitmem dedim sizin provalarınıza bön ve berbat buluyorum yaldızlı yaz gecelerinizi berbattır balkonda o güneşli sabahlar biraz açılmak için açıldığınız kırların aniden karşılaştığınız ırmakların ürpertisi ahmakça böndür beni belimden bölmeye kalkan enlem benden iki bakışık parça çıkarmaya çabalayan boylam da berbat ipekli libas giymem, altın takınmam atımın eğerinde kaplan derisi yoktur çehreme iyi baksalardı yırtılırdı uykularının zarı uykuluydular sinerken bedenime kıraç dağlar bitek vadilerle beraber ben tenimi yumarken uykularına tutundular… Çocuklar acıları paylaşmaz demiştim omuz silkerek acılardır paylaşan çocukları gün geldi paylaşıldı acılar çocuklar paylaşıldı bana bırakılan neyse ona burun kıvırdım gittim bir kuyudan su çektim halka boynumdan geçti geçti boynuma kemend d harfine bak dedim nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin harfe bak, harfe dokun, harfin içinde eri harf ol harfle birlikte kıyam et harf of harfler ummanına bat çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin çünkü böndür altında kaldığım töhmet uğradığım kinayeler bön ve berbat. Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya tarantulaymış benim adım diyecek değilim tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemiyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim. Gittim su çektim en derin kuyudan en hileli desteden kendi kartımı çektim yaktım belgeleri bütün tanıkları yok etmek için ricacıları öldürdüm onlar bu dumanlı dünyanın beni nasıl özlediğini görmüş olabilirdi gerçekten özlemişti beni dünya öze çekmişti özüm gelinceye kadar bana temas etmişti bu dokunuş parlatınca beni benden biraz dünya isteyen ricacıları öldürdüm ve kıtal bitti. Yazık. Yazık ki yazgımın boyası koyu. İnilecek kadar indim. Hayfa. Yine bir geçitteyim, yeniden bir liman şehri bura eskilerin tayfası yine hep buradalar hep bilinen tecimenler, tanıdık yosmalar havada hayza benzeyen aynı koku binalara yaklaşırken eskisi gibi sıklet artıyor hâlâ ayırt edilemiyor dişli gıcırtıları çocuk çığlıklarından tanıyorum bunlar bulutlara bakmak için penceresi evlerin bu da deniz hırs püsküren, toynak durduran deniz rezeleri yerlerinden oynatan vâdeden, vâdeden, vâdeden tesellicimiz. Bir yanımda kıyısı kışkırtıcı ufku muallâk deniz, bir yanımda kamu açıklamaları, genelgeler, tahvilât kimin yüzünü çevirdiysem hüznü de sevinci kadar ıskarta… Niye indim buraya ben? Boşuna mıydı yol boyunca benliğime musallat olan belâ? Bir çevrim tamamlandı mı şimdi? Yine mi döndüm başa? Olmaz diyor yanımdan ayrılmayan vaşak kimse başa dönmemiştir, dönemez hele sen geçtiğin o ormanlar rüyalarındaki canavarlardan sonra çok uzaksın o ilk fırlatıldığın zamana. Aldanma bunlar tayfa değil burada doğdu hepsi denize hiç açılmadılar denizi sen kadar bile tanıyan yoktur aralarında her biri uzak bir beldeden geldi sanılsın istiyor yosmalar böylece saygın fahişeler arasına katışacaklar müptezel birer facire ofsalar da. Tecimenler, onlar da sahi değil onlar da olmayan tayfaların gemilerinden çıkan malları sattıklarına inandırmak istiyor şehrin acemi insanlarını. Sen ve yağmur. Başa dönemezsiniz. Öyle bir yol yürüdünüz ki ancak dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine. Yağmur yalnız yağarken yağmurdur sen yalnız senken sensin burada kalamazsın ve başa dönemezsin gitmek zorundasın kovalanan bir Yahudi gibi ama Yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun her şey çok yetersiz senin için her şey sana çok fazla ayıklarsan ayık durabiliyorsun aranı açıyorsun kendinle eşyayı araladıkça uyanmanın bedeli serapları fedadır uykuyu tadayım dersen kâbusa dalmak pahasına. Tarihe dersini vermen gerek yoldan ayrılamazsın yediremezsin sokulmayı kendine tabiatın apışaralarına ne yıkılmış bir tapınağın suskunluğu durdurabiliyor seni ne gürültülü bir havra. Yükün ağır. He’s so heavy just because he’s your brother. Kardeşlerin pogrom sana. Dostlarının eşiğine varınca başlıyor senin diasporan. Herkesin bahanesi var, senin yok günahlı bir gölgenin serinliğinde biraz bekleyebilirsin, daha sonra burada kalamazsın, başa dönemezsin ama dön Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön! Şarkıya dön! Kalbine dön! Eve dön! Kalbine dön! Eve dön! Şarkıya dön! Eve dönmek kendime sarkıntılık etmekten başka nedir? orada, arada bir beni yoklar intihara ayırdığım zamanlar bunlar temiz, kül bırakan zamanlardır düzgün sabuklamalardan bana kalan.. Evde anlaşılmaz bir tını bilmem nereden gelir uykumdan? kanımdaki çakıldan? unutkanlığımdan? bilemem Yahudi değilim gizli bir yerde genizam yok bilemem insan nerenin yerlisidir ömrüm burada bütün Yahudiler gibi raflara doğru, çekmecelere sahanlıklara doğru geçti yabancı ellerde çitilenmekten korunmak için bir sıvaydım kendime kendi ellerimde tıpkı Yahudiler gibi buraların yerlisi ben değilim. Şarkıya dönersem ense köküm seyrelecek ağdası çözülecek bana aşktan bulaşan kozlarımın şehrin insanları yumruklarımda beyaz bulut yolun çamurunda revnâk-ı bahar bulacaklar ben şarkıya dönünce boğazlarındaki boğum insanların epriyecek ve onun yerine her günkü işleri yaparken kepenkleri kaldırırken, silerken tezgahı kalbe gizlice batan kıymık geçecek şarkıya dönersem, yanık bir şarkıya holokost neymiş meğer herkes bilecek. Kalbime döneceğim, ama hangi yolla? Yedeğimdeki okunaksız şarapla lekelenmiş, solgun harita uyduruk bir şey mi bilmiyorum yoksa sahiden definenin yeri gösteriliyor mu orada? Ama boşver... Nasıl bir ilgi olabilir kalbe dönmekle define bulmak arasında? Lâkin ben inerken her dönemeçte bir parçasını ele geçirdiğim her molada, her zorlanışında nefesimin her ayak sürçmesinde çiziktirdiğim haritamın bütün paftalarında sabit mürekkeple işaretlenmiştir nerelerde kıraçlaşır rahminde levendane öcün tohumları yatan gece güneşin şifa diye bilinen ışıkları nerelerde kıyıcı bir zehre çevrilir… Haritamda caddeyi ürpertiye açacak bir kaç kaçıktan başka nirengi noktası yok. Açıkça gösteriyor haritam farkı nedir bir cenaze kalkarken yağan yağmurun bir hükümet darbesinden sonra yağan yağmurdan. Yağmalar belli ki kim bulsa defineyi, umurumda mı ben kalbime döneceğim fokurdayıp pörtlemek için hep fokurdak ve pörtlek kalacağım kalp içinde canı sıkkın kızların yüzlerinden döşünden ahı kalmış delikanlıların dünyaya habire pörtleyeceğim evlerin olanca tınısı dindiği zaman kısıldığı zaman bütün şarkıların kanatları fokurtum dokunacak herkese yedi ırkın kavşağından. Yahudi değilsem bile bende Yahudalık da mı yok- Kimi öptüm de kurtuldu çarmıha çakılmaktan?
İsmet Özel
2 notes · View notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
İnsan kendi girdabında boğuluyor,
biri bir gün gelip zorla girdaba giriyor. Önce kurtarabileceğini sanıyor bütün kuşları uçuruyor etraf cıvıltılarla dolu sonra bakıyor olmaz.  Sen girdap da çırpınarak yaşarken bir zamanlar, seni dibe gönderip kendi kolayca kaçıyor.
Reva mı hak mı bilmem ama ahtır!
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Esenlik Bildirisi
Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Duygular paketlenmiş, tecime elverişli gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir gazeteler tutuklamış dünya kelimesini o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir
Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır kin, susturur insanı; adına çıdam denir susulunca tutulan çetele simsiyahtır o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
1973
İsmet Özel
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
“Şayet Allah örtmezse hepimiz kusurluyuz.”
1 note · View note
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Gurbet Kuşları
-Erkut Tanrıseven'e, ilkgençliğimize
Çocuk Anadolu'dan böyle güvercin çıkmamıştır daha yalnızlığın üstüne böyle şiir kanatlanmamıştır böyle göz dökülmemiştir gurbet sürmelisine böyle yağmur da inmemiştir kimsenin gözlerine İyilik kanatlarının üstüne olsun, gelmişsin şu uzun taşradan gölgesi bile yorulur bazen yorgunsun da biraz daha yorulmaya gelmişsin akşamlar efendidir, birbirine benzer deyip gelmişsin dalgınlığından mı ne bir an çıkıp gelmişsin kim kimse demeden bir de çağrılmadan gelmişsin -ben miydim önce gelen başkası diye bir yanlış adrese kimi sorduysam kendine başkasını gösterdi bildim bilmediğimi de, başkası bile değilmişim kendime- sen de gelecekmişsin kimin yerine ayrıldıysan kendinden gelecektin elbette ve kime benzeyecektin biz dururken dalgın mısın, üzülme, bir yanlışlık olacaktın nasılsa dalgınlık yalnızlığa benzer sanki çoğala çoğala ve kara bir şaşkınlık gibi başkasının toprağında çırpına çırpına-boşuna, mavi başkasının toprağıdır bizse toprağımız olan göğü yitirmişiz gibi geldik başkasının mavisine
Sen de öyle gelmişsin geç de sayılmazsın erken de ikisine de yetişilir nasılsa sonunda yetişmişsin, hem zaman senin değil burada hem zamanda bir yerin de olmayacak burada ister aç ister katla kanatların gibisin kanatlarından başka bir evin de yok burada kanatların kadar açık bu göğün altında Gurbet açık zamanda bir deniz hadi misafir sayalım kendimizi onun vapurunda hem eski turnalar gibiyiz hala kendi kanatlarına misafir hem saklana saklana yenisi yok sözler gibiyiz bizden başka misafiri de yok ama yine de yolcu gibi davranır bu deniz insana gurbetten bir kuş mu gelmiş şehir uyuyor senin kanatlarınla uyanacak şehir bu değil güvercinin denizi geçtiği şiir bu değil Deniz ökse, vapur avcı görünür çocuk Anadolu'nun kara donlu güvercinine senden sonra da bilmem ki çocuk mu Anadolu son güvercinini yitirmiş de hala demli uykuda kasabaların horladığı vakitsiz uykularda uykusu sarışın, şiiri bun bir Turgut Uyar kalmadı Cemal Süreya da yok ki bir abi arasan burada sana çok uzun bir öğlesonuydu Turgut Uyar sıkıntısını mı kıskanırdın: Şu kasaba bir içine baksa sen kanatlarını toplayıp otursan da coğrafya uçsa sınıftan! Dul coğrafya gidecek evi mi vardı Turgut Uyar’ ın tozlu şiirinden başka?
Kederliyim, gölgesinin terk ettiği bir kasaba kadar yorgunum, kanatları gurbette bir güvercin gibiyim senin yerineyim, sıkıntını yazmak kaldı bana Bugün paçalı bir güvercin gördüm çocuk Anadolu böyle avunamaz bir daha bilmem ki nesiyim o güvercinin artık nereye uçsa göğü benim içimdir nereye konsa o güvercinin yerlisiyim "San Marko meydanında dost olduğum güvercin" ilk seninle tanıdıydım Oktay Rifat'ı o şiiri uçurduğu gökyüzü şimdi boş yeni bir gökyüzü kurulmuş şimdi öyle diyorlar "milyon güvercin içinde" eskisi kayıp Ankara bizi ne zaman seveceksin eskisi gibi bir daha çocuk Anadolu gibiydin, şarkı gibiydin öyle ümidimiz gibiydin birlikte hiç büyümemeye uzun bir iyilik gibiydin, bir 'Anakaraydın hepimize seni unuta unuta büyümek bile hatırlamak gibiydi durup durup insanları sanki kendilerinden çok sevdiğimiz yılları hatırlamak gibiydi, yalnızca bunu hatırlıyorum senden artık insanları değil insanları hatırlatacak hiçbir şey kalmadı son zamanlarda Hem olmasın da artık insanları hatırlatacak hiçbir şey insanları insanlarla hatırlamadıktan sonra kasabaları güvercinlerle, trenleri turnalarla ve anılan şehirlerle hatırlamadıktan sonra hayvanların suçu yok bunda, şehirlerin suçu yok evlerin de suçu yok bana kalırsa galiba her şey yerli yerinde de insanlar ortalık eskiymiş, bir dostu bulamasak gölgesini arardık şimdi gölgeler de insanlara benziyor yarısı karanlık, yarısı kiralık herkes içinde üç-beş yalnız besliyor herkesin gözü başkasının yalnızlığında bir 'çıt' yeterdi oysa bir insanla bir 'çıt', açılıp kapanmaya şimdi herkesin ortasında şimdi bir insanın ortasında çat çat çat çarpışan üç-beş yalnız üç-beş yaralısı var herkesin hayatında ve yalnızca bir cümlesi: Biz çok yalnızdık! Ve galiba yalnızlığın bol gelmesinden içimizdeki bu kalabalık öyle korktuk ki yalnızlığımızdan kimseye bırakmadık! Bugün bir güvercin gördüm şehirde bugün bir güvercin şiirden içeri 'Avunulmazı getir'di bana hiç avunması yoktu gönlümün, ne güvercin ne turna tenha bir sokak itiydim olsa olsa tekmelenmiş yaşlı bir kedi biraz da geçtim insan hastanelerinden geçtim insan evlerinden kimseye yetişemedim dilde kardeşlik vardı da bir kanatlık yer yoktu kimsenin kalbinde konacak sustum: "Çocuk Anadolu'dan uçtum iyidir çocukları bizim Anadolu'nun" dedikçe sen, nasıl ezber eder kardeşliği,diyemedim, ruhtan sökün etmeyen dil nasıl?
İçinde bile kimsesi yoktu onun bir kendisi kalmış bir de kimsesi gibi gelip şiire konan şu gurbet kuşunun kimsesi sen olursun Erkut diye ister gama say onu ister şiire
On Dakika Ara Gurbet Kuşları / Orhan Kemal’ in aynı adlı romanından Halit Refiğ’ in çektiği film Sonsuzluk ve Bir Gün, sayı: 1
Haydar Ergülen
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Beni kalbim ağırlığından, kırıklığından tanımalısın. İsyan değilde niye böyle diye sorgulamalarımdan, vurduğum prangalardan tanımalısın. Ruhumu koyduğum kafesten, çırpındıkça yorulmalarından tanımalısın. 
Tanımalısın, anlıyor musun?
Bilmelisin kalabalıkta hiç olmamdan, susmalarımdan, sessiz iç çekişimden, uzun zamandır akıtmadığım gözyaşımdan, boğazımda yutamadığımdan bilmelisin. 
Bilmelisin, anlıyor musun?
Buraya yabancı olmamdan, evimi bulamamamdan, kendine az her yere fazla durmamdan, yüzümden, gözlerimden, uykusuzluğumdan, uykularımdan,
Sen beni anlamalısın.
Beyhude bir arayışta olmamdan, yapmadıklarımdan, şaşırdıkça sevmemelerimden, 
biliyorum varsın..
18.07.17
https://www.youtube.com/watch?v=AyK2mn9L39U
1 note · View note
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Doğduğum güne not,
Bilmiyorum ki hanemde artan sayıları bir bir toplayıp hangi kuyuda yıkayayım. Kuyunun suyuna yazık da edebilirim ya da kuyuda ölmeliyim.
Fonda “sen hiç bahar görmedin” diye devam eden şarkı çalıyor sonra yağmur yağıyor İstanbul’da sel var, meteoroloji uzmanı açıklama yapıyor boyu 1.60′ dan kısa olanlar mümkünse dışarı çıkmasın diye. Buradan da boylu boyuna bir kan akıyor :) sınıra az kala onuda kaybediyorum. 
Ve adını bildiğim biri ölüyor haberi geliyor bize hayat devam ediyor diyorum hayat o genç ölüyorken sen “gençtim almadım canımı” diye tekrar ederken o genç ölüyor..
Mutlu ve endişeli bir ömür sürerken Allah şaşırdığım yolumda yardımcım olsun. 
Ben seni seni sevdim Allah’da seni sevsin diyebileceğim insanlarla karşılaştırsın :)
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
TAHRİK
Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde paralar yaşlı kızların koynunda yatarken bırakın köprülerin üstüne yağmur ve basma perdelerden lânet bize. Şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk kan ve demir kelimeleri söyleyince elbiseler içindeyiz, şehrin içinde önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan çiçek alıp eve götürüyoruz bunun bir delilik olduğunu bile bile en ıssız duyguların ucunda karakollar asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyoruz yokuşu gözler kısılıp bakılıyor bize. Biliniyor bizim mahsustan yaşadığımız biliniyor şarkıların sırası bizde biliniyor hayat bizden razıdır biliniyor otların sarardığı yerlerde güneş kurşunun değdiği tende heves kalmıştır.
İsmet Özel 
3 notes · View notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Suyun Altından Mesaj
dostumsan yardım et senden uzaklaşayım yok eğer sevgilimsem yardım et  senden şifa bulayım bileydim aşk bu kadar tehlikelidir sevmezdim bileydim deniz derin bu kadar açılmazdım sonumu bileydim başlamazdım özledim seni öğret bana özlem duymamayı ögret bana yüreğimin derinliklerinden nasıl çekip koparırım köklerini sevginin nasıl ölür öğret bana gözlerimde göz yaşların öğret bana bi kalp nasıl ölür ve nasıl ihtihar eder arzular ermişsen kurtar beni bu büyüden bu inkardan aşkın sanki reddediştir nolur arındır beni bu inkardan güçlüysen çıkar beni bu ummandan çünkü bilmiyorum yüzmeyi ben mavi dalga gözlerinde çekiyor beni derinliklerine mavi mavi yok maviden başka renk ne tecrübem var aşkta ne de bir kayığım değerliysem senin için gerçekten tut elimden aşığım sana baştan ayağa ben suyun altnında soluyorum boğuluyorum boğuluyorum boğuluyorum...
Nizar Kabbani 
1 note · View note
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
“Bu dünyada bir yerim yokmuş yokmuş
Keşke bir yalan olsaydım olsaydım”
 Bir türkü sözü yakıştı buraya ve dünyaya sen daha çok yakışıyorsun. Bütün pişmanlıklarımı toplasam kızamadıklarım ağır basıyor. Kızamadıklarım dediysem sen alınma senin alınmaların beni üzmez.
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Kabullenip çınarın en yüksek dalına çıkıyorum yine.
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
"sen gizliden ağlarken, gülüyor olmaktan korkuyorum"
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Üzgün ve kederli olmak bir dünyayı değiştirmiyor. Dünya omzumuzda yaşamak  ağrısıyla tahterevalliye oturmuş. Kimi kimse umursamıyor.. 
Birine seviyorum demek kalbimize özgürlük vermiyorsa bu sevgi oluyor mu bilmiyorum. Gerçi bildiklerim bir avuca az, bir cümleye çok geliyor. Bunlar mantıkla başlanmayacak kadar ağır ama duyguyla yaşanmayacak kadar basit değil. Sanıyorum sevmek yorgunlukların toplamı. Sanırım sevmek kalp ağrısı. 
Halbuki kimseye çiçek bahçesi vaat etmemiştik. Gelirsen çiçekli balkon olur. Pencerelerin önüne fesleğen koyarız. Ben fesleğenleri severim. 
Sevmek huzuru ararken yoldaki durakta ferahlanmak değilse başka nedir? 
“ Sevmek mübalağa sanatıdır; abartın “ diyor. 
Güzel severim..
2 notes · View notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
inna lillah ve inna ileyhi raciun
Ölen birine üzülmek bencillik içeriyor esasen; o gidince yerine kimi koyacağını, eksikliğini nasıl tamamlayacağını bilmemek. O istediklerini yaşamadan öldü diye üzülmek ikinci planda hatıra gelen düşünce. Çok yakınımız olan birinin ölümü hep ürkütücü gelir, gün gelince de kabullenmesi zor bir dünya. Biz kendimize üzülüyoruz, onun kıyameti koptu diye üzülmek değil bu. Kendi eksikliğinin kırığı. Özlemek tek taraflı bir duygu burada.
Bir gün gitti, gelecek, biriktirdiklerini anlatacaksın görmediklerini göstereceksin çok mutlu olup dolup boşalacaksın..
Evlatları için üzülenler... Onlar şefkatin, merhametin dil bulmuş hali.
Adını bildiğimiz uzak akraba, tanıdık öldüğünde yakın bir yerdeydi daha da uzağa gitti düşünmemek zor değil. Öldüğünü bildiğin halde bir an ölmüş müydü diye düşünmek olası. Bir kaç defa tekrar eden şaşırmalardan sonra fark etmeden kabullenilen öldü düşüncesi.. 
Biz inanan insanlarız, hatırımızda hep kavuşmak var. 
Hoparlörden adını öğrendiğim biri yine göçmüş dünyada Allah rahmet etsin..
0 notes
borcolsak-blog · 8 years ago
Text
Sebeb-i Telif
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız yaprakla yağmurun aşkı meselâ kim olsa serpilen coşturuyor bizi imreniyoruz başkalarının mahvına. Yağmur mahvoluyor çarparak kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur silkiniyor vuran her damlayla.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını uzak iklimlerin kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz: Bize ait olan ne kadar uzakta!
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız başkalarının düşünceleriyle değil. “Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li “içerimde ahlâk yasası”. Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa? İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek idam mangasındasın içinde yasa varsa. Girmem,girmedim mangalara Yer etmedi adalet duygusu içimde benim çünkü ben ömrümce adle boyun eğdim. Yıldızlı gökten bana soracak olursanız kösnüdüm ona karşı onu hep altımda istedim.
Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz siz gidin artık düşman dağıldı dedikleri bir anda anlaşılıyor baştan beri bütün yenik düşenlerle aynı kışlaktaymışız incecik yas dumanı herkese ulaşıyor sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda tek başınayız.
Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı hayatımıza kendi adımızla başlardık bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine adımı aşkın üstüne kendim yazarım.
İsmet Özel 
0 notes