utopianatolia
utopianatolia
Anahtar!
540 posts
*Fatih Türk-İSBL-TOBBETÜ-HUKUK/İŞLETME* 
Don't wanna be here? Send us removal request.
utopianatolia · 6 years ago
Text
Kitaplar...
278) Umberto Eco - Sıfır Sayı
Commendatore finansman dünyasının bankaları ve hatta büyük gazeteleri o güzel salonuna adımı atmak istiyor Her konuda gerçeği dile getirecek yeni bir günlük gazetenin Vadi olacağız 12 adet 0 sayı çıkaracağız 01 02 gibi düşünün çok sınırlı sayıda basılacak commendatore bunları değerlendirecek ve sonra kendi bildiği bazı kişiler incelemesine sunacak
Yani biz müşteriye şöyle diyeceğiz işte dün çıksaydı yarın böyle olacaktı Anladınız mı ve kimse bomba atmamış olsa da biz harika bir sanki sayısı hazırlamış oluruz
Bill gidip kontrol eder tuhaf asker bir şey bilmiyormuş gibi davranır ama sonunda maskesi düşer o Gerçekten Ducedir ve Bill ne yapacağını bilmediğin de bu tarihi alan yaraşır bir davranışta bulunmak niyetiyle İtalyan halkı adına sizi tutuklyorum der ve onu belediye binasına götürür ( Duce’nin ölmediği Vatikan’da saklandığı ya da Arjantin’e kaçtığı iddiası)
Evet öyle 26 yaşında Salo furyasından bir çaylak hiçbir bilgisi olmayan ama baştan aşağı ülkücü bir tip idolüne bilinen bir mezarlık yapmak ya da yeniden doğmakta olan neofaşizmi bir skandalla doyurmak istiyor kendi gibi bir güruhu bir araya getiriyor ve 1946 nisan'ında Bir Gece mezarlığa giriyor gece bekçileri horul horul uyuyorlar serseriler Belli ki birinden  bilgi aldıklarından doğrudan mezara gidiyorlar tabuta konduğu günden sonra daha da kötü hal almış cesedi toprağın altından çıkartıyorlar ve sessizce yüklenip mezarlık Yollarında yürüyorlar şuraya buraya da çürümüş organik madde parçası ve hatta iki parmak kemiği düşürüyorlar tam bir rezalet anlayacağın
2 Dünya Savaşı sırasında İngilizler Mihver Devletlerinin işgal ettiği ülkelerdeki direniş hareketlerinin etkinliklerini Birleşik Krallık'ın enformasyon servislerinin bir konu ile doğrudan koordine etmişlerdi İşte bu Special Operations executive savaş sonunda kapatılmıştı ama Ellili  yılların başında bazı Avrupa ülkelerinde Kızıl Ordu'nun saldırısına ya da darbe niyeti olan yerel komünistlere karşı koyabilecek yeni bir örgütün çekirdeği olarak yeniden canlandırılmıştır koordinasyon Avrupa'daki müttefiklerin en üst komutasında güvencesi altındaydı ve Belçika'da İngiltere'de Fransa'da Danimarka'da Norveç'te stay-behind denilen bir güç oluşturuldu bu gizli ve paramiliter bir yapıydı İtalya 1949 yanına hazırlıklara başlamıştı 1959 yılında İtalyan gizli servisleri var olan bir planla ve koordinasyon komitesine girdiler ve 1964 yılında siyahi finanse ettiği ve Gladyo adı verilen örgütlenme resmen doğdu
s.140: oktoberfest patlaması, ağacanın papayı vurması,vs vs
Iyi ama nereye gideceğiz aynı şeyleri İsveç'ten portekiz'e kadar bütün Avrupa'da yaşandığını Sen de duydun ve gördün bize kapıları açsalar bile Türkiye'ye kaçıp bozkurtların arasında oturmak mı istiyorsun sana izin verseler bile Başkanların öldürüldüğü mafyanın CIA’ye sızdığı Amerika'ya mı gideceksin dünya bir Karabasan Aşkım ben de inmek isterdim ama bana bunun ara duraklarda durmayan bir Express tren olduğu söylendi
3 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
277) Charles D. Haley - Son Savaşçı Enver Paşa
Arapların maneviyatı günden güne artıyor. Benim halifenin akrabası olarak gelişim, üzerlerinde büyük bir tesir yaptı. Birlikler gelince Enver’in onlar için nee ifade ettiğini biliyor ve hissediyorum. (Trablusgarp için)
O’nun İstanbul’daki Alman Deniz Ateşesi ve dostu Hans Humann’ın kız kardeşi ile olan ilişkisi
kadın sorunu böylesi bir konudur ve Enver bunu Alman dostu Ernst JAckh’a şu sözlerle açar. Sizin medeniyetiniz bir zehir ama insanı uyandıran bir zehir.
1908′de halk huzurunda vediği ilk nutuktan sonra, Cemal bey onu sen artık Napolyon oldun diyerek tebrik etmişti.
Enver paşanın imzası bulunan kağıt para basmaya karar verdi. Yeni para öyle iyi satmıştır ki Enver zannediyorum ki Türkiye bugüne kadar böyle bir iç istikraz yapamadı demektedir.
Araplarla olacak bir ittifaka yönelik bu parasal yaklaşım büyük harpte Osmanlı hazinesinin büyük bir kısmını çöl ve Araplara yedirmiştir.
Enver’in Trablusgarp’ta olduğu gibi Balkan Savaşlarında da Alman müavinleri bulunuyordu: bunların, mevcudiyeti Alman hükümeti için bir sürpriz olmuştu...Alman Dışişleri Bakanı Jagow 1913′te sert bir muhtıra yazmıştı. Savaş bakanlığının bilgilerine göre faal prusalı usbaların Enverin beraberinde olması söz konusu değildir. Her türden harekata katılan bu snıfın subayları mesul tutulacaktır.
Türkiye’ye gönderilen askeri gemiler üzerinde Enverland yazıyordu ki bu ismi ateşe militer olarak Almanya’daki ikameri sırasında Enver tarafından meftun edilmesinden sonra KAyzer Wilhelm’ın bizzat kendisi vermişti.
Humann’ın babası bir arkeologdu ve çocukları birkaç yıl küçük Asya’da yaşamıştı; bir rastlantı sonucu Hans ile Enver aynı süt nineyi paylaşmışlardı.
Enver Paşa kişisel bir sohbette Freiherr con der Goltz’u geri çağırma isteğinin kendisinden gelmediğini açıkça ifade etmiştir.
General Ludendorff Seeckt’e Enver’e Bakü petrollerinden adil bir paydan sözetmekten sakınması talimatını verdi; Almanlar ile OSmanlı İmparatorluğu arasında reelpolitik dikkat çekiyordu Almanlar Ermeni ve Gürcü milliyetçiliğini desteklerken Enver’e daima soydaşığı hatırlatan propagandacıların Azeri milliyetçiliğini desteklememekteydi.
Fransız generali Franchet dEsperey 1918′de zaferle İstanbula girdiğinde Dolmabahçe sarayını yağmalamak istmeişti.kendisine bu işin çoktan yapıldığı söylenince o da Enver’in evine götürülmesini istemiştir.
3 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
276) Colin Ward - Anarchism
Greek anarkhia, meaning contrary to authority or without a ruler
Pacifist anarchism follows both from the anti-militarism that accompanies rejection of the state, with its ultimate dependence on armed forces, and from the conviction that any morally viable human society depends upon the uncoerced goodwill of its members.
The first was William Godwin (1756–1836), who in his Enquiry Concerning Political Justice, published in 1793, set out the anarchist case against government, the law, property, and the institutions of the state. He was the partner of Mary Wollstonecraft and the father of Mary Shelley
The German anarchist Gustav Landauer declared that:
The state is not something which can be destroyed by a revolution, but is a condition, a certain relationship between human beings, a mode of human behaviour; we destroy it by contracting other relationships, by behaving differently.
Kotuku Shusui in the very early years of the 20th century.Kotuku claimed that there was always an anarchist undercurrent in Japanese life, deriving from both Buddhism and Taoism. He was one of 12 anarchists executed in 1911, accused of plotting against the Emperor Meiji.
Thomas Paine’s Common Sense in 1776:
Society in every state is a blessing, but government even in its best state is but a necessary evil; in its worst state an intolerable one; for when we suffer, or are exposed to the same miseries by a government which we might expect in a country without a government, our calamity is heightened by reflecting that we furnish the means by which we suffer. Government, like dress, is the badge of lost innocence: the palaces of kings are built on the ruins of the bowers of paradise.
Managing Without Management, and another called Action and Existence: Anarchism for Business Administration.
For nationalist movements, as Avi Shlaim has expressed it,: History is often falsified and even fabricated to serve a nationalist political agenda. 
In Turkey, Kemal Ataturk, who also shared Bakunin’s views on religion, embarked on a dictatorial policy of what we might call ‘de-Islamification’. His current successors are prevented from instituting even a façade of democracy precisely because of the threat of the return of religion
From the fall of the Bastille in 1789, which actually released only seven prisoners
In the decades following the Second World War, many countries witnessed a steady decline in the prison population. (Notable exceptions were the Soviet Union and the nations whose governments it influenced.) David Cayley explained that
The Netherlands set the standard, bringing a rate of 90 prisoners per 100,000 of population after the war down to a remarkable 17 per 100,000 in 1975 . . . Reductions in imprisonment had been brought about by what Dutch criminologist Willem de Haan once called the ‘politics of bad conscience.’
But from the late 1970s onwards, the politics of bad conscience were replaced by the contrasting approach described by the criminologist Andrew Rutherford as ‘a politics of good conscience about imprisonment’.
Francesco Ferrer (1859–1909), the founder of the ‘Modern School’ movement. Ferrer opened his first school in Barcelona in 1901, aiming at a secular, rationalist education. He inspired emulators in several countries and aroused the enmity of the church. When the Spanish government called for conscription in Catalonia for its war in Morocco in 1909, Ferrer was held responsible for street battles in Barcelona in which 200 demonstrators were killed, even though he was not present. He was executed, but his campaign for secular education did not die. After the revolution of 19 July 1936, at least 60,000 children in Catalonia attended Ferrer schools.
Randolph Bourne : ‘War is the health of the state’, he claimed, and he explained that The State is the organisation of the herd to act offensively or defensively against another herd similarly organised. War sends the current of purpose and activity flowing down to the lowest level of the herd, and to its most remote branches. All the activities of society are linked together as fast as possible to this central purpose of making a military offensive or military defence, and the State becomes what in peacetime it has vainly struggled to become . . . The slack is taken up, the cross-currents fade out, and the nation moves lumberingly and slowly, but with ever accelerated speed and integration, towards the great end, towards that peacefulness of being at war . . . 
4 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
275)Herbert Marcuse - Eros ve Uygarlık
Freudcu kuramdn çıkan insan kavramı Batı uygarlığına yönelik en çürütülemez suçlamadır ve aynı zamanda bu uygarlıın en sarsılmaz savunusu.
İçgüdüler öyleyse hedeflerinden saptırılmalı amaçlarında engellenmelidirler.uygarlık birincil hedefle- eşdeyişle,gereksinimlerin bütündrl doyumundan- etkili olarak vazge��ildiği zaman başlar
Vazgeçme ve kısıtlama yoluyla bu kalıcı kazanımdan ötürü, Freud’a göre, olgusallık ilkesi haz ilkesini tahttan indirmekten çok korur,yadsımaktan çok değiştirir.
Hem soysal hem de bvireysel düzeyde boyuneğiş sürekli olarak yeniden üretilir. İlksel babanın egemenliğini ilk ayaklanmadan sonra oğulların egemenliği izler ve kardeş klan kurumsallaşmış toplumsal ve siyasal egemenliğe gelişir
Dış olgusallık tarafından geri çevrilmiş ya da giderek ona ulaşmaya yeteneksiz olsa bile, haz ilkesinin tüm gücü yalnızca bilinçaltında yaşamını sürdürmekle kalmaz ama haz ilkesinin yerini almış olan olgusallıığın kendisini de çeşitli yollarda etkiler.
İlksel baba, egemenliğin arketipi olarak, uygarlık tarihini damgalayan köleleştirme ayaklanma ve pekiştirilmiş egemenlik biçimindeki zincirlemeyi tepkimeyi başlatır.
Eğer Nirvana ilkesi hazi lkesinin zemini ise o zaman ölüm zorunluluğu bütünüyle yeni bir ışıkta görünür. Ölüm içgüdüsü kendi uğruna değil, ama gerilimden kurtuluş uğruna yok ediciliktir.
Doğanın ele geçirilmesi onun zorlamasının kırılması haz ilkesinin insansal biçimidir.
Haz ilkesi yalnızca uygarlıktaki ilerlemeye k arşı çıktığı için değil, ama ilerlemesi egemenlik ve zahmeti sürekli kılan bir uygarlığa karşı çıktığı için de tahtından indirildi.
Şeylere ve hayvanlara saldırarak onları parçalayarak değiştirerek ezerek insan dünya üzerinde egemenlik alanını genişletir ve daha da varsıl uygarlık evrelerine ilerler. Ama uygarlık öldürücü bileşeninin damgasını baştan sona saklar
Freud’un kuramının hiçbir bölümü arkaik kalıtın yaşıyor olması düşüncesinden oun insanlığın tarih öncesini ilksel hordadan başlayarak baba öldürme yoluyla uygarlığa doğru yeniden yapılaştırmasından daha güçlü yadsınmamıştır... Bu önsav, geriye insanın tanrıya karşı günahı tarafından elinden kaçırmış olduğu bir cennet imgesine değil, ama insaın insan tarafından egemenliğine götürür- bir egemenlik ki tam bir dünyasal baba-despot tarafından kurulmuş ve ona karşı başarısız ya da tamamlanmamış ayaklanmalar tarafından sürdürülmüştür. İlk günah insana karşıydı ve bir günah değildi, çünkü kendisi suçlu olan birine arşı işlenmişti. Ve bu soygelişimsel önsav olgun uygarlığın henüz arkaik bir ansal toyluk tarafından koşullandırıldığını açığa çıkarır.Tarih öncesi dürtülerin ve edimlerin anısı uygarlığı bir hayalet gibi izlemeyi sürdürür. Baskılanmış gereç geri döner ve bireyin çoktandır egmeen olduğu dürtüler için ve çoktandır geri aldığı edimler için cezalandırılması sürer.
s.60-70 arası
Freud suçluluk duygusuna uygarlığın gelişiminde belirleyici bir rol yükler; dahası, ilerleme ile artmakta olan suçluluk duygusu arasında bir bağlaşım kurar.
Eros’un yasaklayıcı temsilcisi olarak Ödipus çatışmasında ölüç içgüdüsünü sindiren sert baba, ilk topluluksal ilişkileri dayatır ve pekiştirir: Onun yasakları oğullar arasında özdeşleşme hedefinde engellenmiş sevgi dış evlilik yüceltme yaratır.
uygarlığın ana alanı bir yüceltme alanı olarak görünür. Ama yüceltme eşeyselsizleştirmeyi gerektirir...bu yansız erke libidonun narsistik kaynağından gelir eşeysizleştirilmiş Erostur.
Toplumsal emeğin hiyerarşik bir dizgesinin gelişimi egemenliği yalnızca ussallaştırmakla kalmaz, ama egemenliğe karşı başkaldırışı da durdurur. Bireysel düzeyde lk başkaldırı normal ödipıs çatışmasının çerçevesi içerisinde durdurulur. Toplumsal düzeyde yineleyen ayaklanmaları ve devrimleri karşı devrimler ve gerişe dönüşler izlemiştir. Antik dünyadaki köle ayaklanmalarından toplumcu devrime dek ezilenlerin savaşımı yeni daha iyi bir egemenlik dizgesi kurmada sonlanmıştır; ilerleme gelişen bir denetleme zinciri yoluyla yer almıştır. Her devrim bir yönetici kümeyi bir başkası ile değiştirmek için bilinçli çaba olmuştur; ama her devrim hedefi aşmış olan egemenkik ve sömürünün ortadan  kaldırılması için çabalamış olan güçleri de salıvermiştir. Bunların öyle kolayca yenilmiş olmaları açıklama gerektirir. Ne egemen erk öbeği, ne üretici güçlerin hamlığı ne de sınıf bilincinin yokluğu yeterli bir yanıt sunarlar.
Prometheus edimleme ilkesinin ilkörnekleri kahramanıdır. Ve prometeus’un dünyasında Pandora, dişil ilke, eşeysellik ve haz bir ilenç olarak görünürler- bozucu yok edici, bölümün sonunda eşeyselliğin kınanması her şeyden önce ekonomik olarak üretken olmamalarını vurgular; onlar bal vermeyen yararsız arılardır; yoksul bir insanın bütçesi için bir lükstürler. Kadının güzelliği ve söz verdiği mutuluk uygarlığın çalışma dünyasında öldürücüdür.
Und schlief in mir. Und alles war ihr Schlaf. Die Bäume, die ich je bewundert, diese fühlbare Ferne, die gefühlte Wiese und jedes Staunen, das mich selbst betraf. Rilke-Die Sonette an Orpheus, Erster Teil (1922)
Para çocukluktaki bir dilek değildi....
0 notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
 274) Winston Fletcher - Advertising
An advertisement is a paid-for communication intended to inform and/or persuade one or more people.
 Advertising is not a homogeneous entity. (That is why it is so hard to defi ne with precision.) It covers a multitude of diverse types of communication, with equally diverse objectives. Most advertisements, it is true, aim to sell goods and services. But not all do. And even those that do, aim to achieve sales in a host of varying ways. Advertisements are like the bits and pieces in a kaleidoscope. Together they appear to make a unifi ed pattern – but in reality each one of them is likely to be quite different from the others
The brand image is the halo of feelings and emotions that brands inspire. Consumers may want the image of a brand they buy to make them feel more glamorous, or younger, or cleverer, or in-theknow
In Britain, for example, the service sector accounts for some two-thirds of the economy: retailers, entertainment, fi nancial services, travel, and tourism are huge sectors, and huge advertisers
Advertising shop signs existed some 6,000 years ago, and were common in Rome and throughout the ancient world. But it was the classical Athenians who can probably lay claim to the invention of commercial advertising as we know it today. In Athens, town criers, chosen for their mellifl uous voices and clear elocution, strolled through the streets making public proclamations, and interrupted their proclamations with paid-for advertisements ( just as advertisements interrupt television newscasts today). Aesclyptoe, an early Athenian cosmetician, used town criers to promote his lotions and potions with consummate professionalism: For eyes that are shining, for cheeks like the dawn, For beauty that lasts after girlhood has gone, For prices in reason the women who know Now buy their cosmetics from Aesclyptoe.
During the ‘dark ages’ after the fall of the Roman Empire, advertising appears to have disappeared. Then it reappeared, in Britain and France during the 13th century, again being sung by town criers. 
in 1712 the British government introduced a tax of one shilling (a sizable sum) on every advertisement published in a newspaper. 
advertising tripartite are the advertisers, the media, and the advertising agencies
Today the media receive approximately 90% of all the money the advertisers spend. In the past, the media received 85%, and the remaining 15% went to advertising agencies as a fi xed-rate commission. Nowadays, that fi xed-rate commission system is virtually obsolete
simultaneously a new animal has appeared in the advertising jungle: the marketing services conglomerate. These are generally mammoth, international holding companies. They own ‘creative agencies’ and ‘media agencies’, and numerous other types of marketing communications company – market research, public relations, package design, conference organization, marketing consultancy, and so on – throughout the world. And they keep all the different specialists in separate silos
advertising quadrapartite: advertisers, media, creative agencies, and media agencies
Despite its considerable cost, they believe advertising is the least expensive means of persuading their target markets to buy their products
I know half of all the money I spend on advertising is wasted, but I have no means of knowing which half.
Advertising is not a game of two halves; advertising is a rainbow, or anyway a prismatic spectrum.
Defi ning Advertising Goals for Measured Advertising Results (DAGMAR). The EFFIES awards were designed to honour campaigns that could prove they had been cost-effective
http:// www.warc.com
Perception, reputation, image are the essence of a brand. 
From the 1970s onwards, with the breakdown of the 15% commission system
The visualizer brought the copywriter’s idea to life – but it was still the copywriter’s idea. All this roughly made sense, because print advertising, then much the largest sector of advertising, was primarily verbal
pharmaceutical company advertising, and technical fi nancial advertising. In these areas, clients are seldom concerned about their agency handling competitors’ campaigns. They are more concerned that the agency should be conversant with their particular commercial needs, and with any legal requirements that apply specifi cally to their sector – and generalist agencies seldom are.
fish where the fish are
He dubbed this process ‘subliminal advertising’ – from the Latin sub (beneath) and limen (sensory perception). Vicary’s fi ndings immediately aroused a welter of public disquiet. Vance Packard publicized the Vicary experiment in the second edition of The Hidden Persuaders. People everywhere grew profoundly alarmed about being manipulated by subliminal advertising without knowing it was happening. In Britain, subliminal advertising was almost immediately banned by the television authorities. But Vicary had never persuaded anyone, subliminally, to buy Coca-Cola and popcorn. In 1962, he admitted the whole thing had been a hoax, and nobody has ever been able to replicate the experiment he claimed to have carried out.
Professor Walter Dill Scott- The Psychology of Advertising
Claude Hopkins, published a book called Scientifi c Advertising. 
The Smoke Bomb bombed. Mrs Carlill caught the ’fl u, sued for her £100 under Common Law, and won. The court viewed the advertisement as a contract. Thereafter, the UK Sale of Goods Act was passed in 1893, which greatly increased consumers’ civil remedies over and above those provided by the Common Law. 
0 notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
273) Namık Kemal’in Hususi Mektupları II / Fevziye Abdullah Tansel
3.IX.1877-Rusya’nın mağlubiyett-i mütetabiasını hiçbir taraftan tamire iktidarı kalmadı. Tarih-i alemde bu kadar şanlı bir sefer bilemiyorum.İnşallah tarihini ben yazacağım. s.53
Tumblr media Tumblr media
73 foto
Anadolu’da İslam’dan casus bulunduğu teaccüp etme! Çünkü herif oranın o karmakarışık i’tikadlı Müslümanları’na bizden ziyade hüsni muamele diyor. Anadoludaki Ermeniler, Rusya’nın bizden ziyade hasmıdır anlar casus falan olmaz, hatta içlerinden Melikof’un falanın Rusya hizmetinde bulunabilmesine de teaccüp ederler fakat bizim Müslümanlar yine bizim Müslümanlardan Rusya’nın tertip ettiği memurini kiram efendilerimizin hırsız ortağı tayin eylediği Kürdler’in esiridir. s. 80
Pilevnedeyiz, askeriz, şanlıyız Demir vücutluyuz, ateş kanlıyız, Çatal yürekliyiz,çifte canlıyız Hem Osman Paşalı hem Osmanlıyız s.157
189-192 / latin harflerinin olmaması gerektiğini savunuyor
Sosyalizm Sami Bey dediği derecede hafif bir şey değildir; çünkü birçok şubelere münkasimdir. Saminin programı ise yalnız international fırkasının fikridir. Sosyalizm, yani Türkçesi islahı hali cemiyyet tarafdaların da işi hakkı temellükü inkar etmek ve bir tarzı diğerdee iştiraki emvalü iyal taleb eylemek derecesine götürenler de vardır Bana kalır ise sosyalist güruhu galebe ettiği zaman Avrupa hercü merc olur çünkü iltizam edenleriz efkarında ittigad olmayan inkılabat nerede zuhur etmiş ise arkasından bin türlü mesaib getirmiştir. s. 207
Biz müslümanlığı kaldırmadıkça Arab harflerini kaldırmanın ihtimali yoktur. Bir köylü. çocuğunu mektebe gönderir ise hr şeyden evvel namaz surelerini öğretmek için gönderir s.235
bendenizi Magosa’da ve hatta öldürücü sıtma altında ağlatmayan maişetimin veya istikbalimin emniyyeti değil, vicdanımın emniyyeti idi. Keyifsiz iken oğlunun kirli gömleğini koklar bir valideden tevellüd etmediğim için midir nedir, aile muhabbetini hiçbir vakit vatan muhabbetine tercih edemediğimden uğradığım felaket vatan yolunda olduğu için aile gailesi gönlümü ezmeğe asla muktedir olamazdı. s 264
Allah dünyadan Bismark’ın vücudunu kaldırsın o zaman istikbalin ne olacağına hükmederim demiştim. O adam büyük bir de büyük mevki ihraz etmiş, kürei zemini elinde top gibi oynatıyor.İstikbale müteallik her ne söylenilse remilane bir keşf kabilinden olur.s.334
Ben ise vatanın uğradığı felakettenberi (93 harbi) Derdi derun ile can oldu müheyyayi sefer Kus i rihlet çalınur hep derü bamımda benim s.360
Tumblr media Tumblr media
2 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
272)Namık Kemal’in Hususi Mektupları I / Fevziye Abdullah Tansel
Yiğitler ! Şu ayağınızın bastığı toprak, babalarınızın kanı ile yoğrulmuştur. Biz de babaların evlatlarıyız. Bizim vücudumuz düşmanın topundan sarsıldıkça anların da sarsılıyor. Anlar, şehidlik ne kadar büyük olduğunu bilmişlerdir. Bizi yoktan var eden Allah’a yemin ederim ki eğer dünyaya tekrar gelmek mümkün olsaydı, cenneti ala’yı bırakır da bir kerre daha şehit olmak için meydana gelirdi. Kahramanlar! Bu bir gündür ki PEygamberimizîn dini, kılıca dayanmıştır. Müslümanlığın şanı, devletin namusu, bunca ümmet-i Muhammed’in malı, canı kılıcınıza sığınmıştır. Peygamberimiz, dünyaya kılıcla memurdr. Biz de anın yoluna gidelim. Şehit olanlarınıza ne devlet ki Cennet, kapularını açmış sizi bekliyor. Sağ kalanlarınız rütbe isterse, benim gibi serasker olmaya kadar yol açılan zaman bu zamandır... s 63
Recaizade Mahmut Ekrem’e 1873′te: Atala’da meslekperverliğin, ta zirve-i ulyasına suud ederek benim ile burada bulunmağı arzu edercesine bir hareket etmişsin; yai bizim tagribi mucip olan Vatan’dan “Allah büyüktür; vatan mukaddestir” ibaresinin bir kelimesini tebdil ve o tebdilde dahi yine vatan namını tebcil ederek, “Vatan büyüktür; vatan mukaddestir” sözünü neşirden korkmamışsın. Vatan, senin meşrebinde bulunanlar ile iftihar etmek lazım gelir. Hele ben, sana ettiğim hizmet ile müftehirim; öyle müftehirim ki, namdaşın olan Ekrem’in de bir vakit o nam ile iftihar edeceğini düşünmek ile lezzet buluyorum. s.285
Oyunun tahrirce dahi, bütün bütüne kusurdan hali değildir. Dur, nümune olrak birkaç sahifesini muaheze edeyim: Sahife 3, nolsun size bu dargınlık Türkçe değil...Mesela, size bu dargınlık nereden geldi gibi bir şey denilse olmaz mı idi? Nolsun size bu hayü hoyi matem pek Acemane;hususiyle muhaverede hiç yakışmaz. s.286
Kılıcı da makta’da bilemeğe kalemi kılınç ile şakketmeğe çalışıyoruz. KAlemlerimizden akan mürekkebi, şühedayı hamiyyete abı hayatı tesliyyet etmek istiyoruz. Kılıçlarımızdan dökülen kan ile, milletin sahaifi ikbaline şan ve şecaatini tasvir eylemek istiyoruz. Bu sayin neticesini görmedik ise hüsni akıbetini izhar edecek nice bin edayi asarını görüyooruz. Bu sabaha zeval, bu iştiale intifa mümkün değildir. Arş ileri arş, bizimdir felah. s.318
Vatan yolunda dökülecek yaş, şehidanı hürriyetin yaralarından dökülecek kandan ibarettir.. Hubbi vatan gibi, gayreti insaniyye gibi, yanmış, kömür kesilmiş gönülleri safvet ve metanet ile billurlaştırarak elmas etmek şerefinden olan havass-ı gaibeye malik olanların gözünden lisan-ı nedametin tecessüm etmiş bir cezayı acizanesi demek olan girye nasıl dökülür. s.345
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu TTK Yayınları II.Dizi Sayı:22
Ankara-2013
3 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
271) Namık Kemal - İntibah / Vatan Yahut Silistre
İntibah
Çamlıca'ya cenneti Ala nın yeryüzündeki parçası dense yanlış olmaz tanrı abu hayatı yeryüzünde herhangi bir yere vermeyi isteseydi herhalde bu yer Çamlıca olurdu çamlıcanın suyuna verirdi
Sorulu dünyamızda Kim vardı ki yapayalnız geçen bir geceden sonra geçmişte yaptıklarımı düşünerek Ve o günkü dünyayı gözlerinin önüne getirerek ülkenin en büyük kişisi olan birine şu sözleri söyleyerek dert yanmasın dünyaya geldiğime çok pişmanım Dünyamızın ne denli sorunlarla dolu olduğunu biliyoruz kişi de bu dünyanın en zayıf yaratığıdır
Aşk Bir Hastalık gibidir birden gelir ve hiç gitmez
Kadın Bu haliyle Şafak dansı yazamamış bir ilkbahar güneşini  Andırıyordu
Vatan Yahut Silistre
İslam: Gideceğim gideceğim gideceğim gideceğim yoluma cehennemin ateşleri saçılsa yine gideceğim! Göğsüme Azrail’in pençesi dayansa, yine gideceğim. Babamın mezarını çiğnemem gerekse, yine gideceğim. Annemin vücudunu ayağımınaltında ezilecek osla yine gideceğim! Gerçekten benim için öleceğini bilsem yine gideceğim! 181-182
İslam Bey:Vatan! Vatan! Vatan tehlike diyorum işitmiyor musun? Beni Allah yarattı, vatan büyüttü. beni Allah besliyor, vatan için besliyor! Ben anamın karnından vatana geldiğim zaman açtım, vatan karnımı doyurdu. Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vatanın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından nefesim vatanın havasından! Vatanomon uğrunda ölmeyeceksem ya ben niçin doğdum? 182
İslam Bey:Vatan ki bir zamanlar kılıcının gölgesinde birkaç devlet yaşarken, şimdi birkaç devletin yardımı ile kendini koruyabiliyor. Vatan ki gala erkeklerimiz manasını bilmiyor, kadınlarımız adını işitmemiş. İşte, kibir say, gurur say, delilik say, her ne sayarsan say!- ben o vatanı sana bana muhtaç görüyorum. 185
189-190 foto grup
İSlam Bey:Allah, vatana sevgiyi emrediyor. Bizim vatanımız, Tuna demektir. Çünkü, Tuna elden gidince, vatan kalmıyor. Tuna kenarının neresini karıştırırsanız, içinde ya babanızın, ya kardeşlerinizin bir kemiği bulunur. Tuna'nın suyu bulandıkça üzerine çıkan topraklar, onu korumak için ölen vücutların parçacıklarındandır. Osmanlı adı işitileli, Tuna geçildi, birkaç kere geçildi. birçok kere geçildi. Fakat, hiçbir zaman alınmadı. Osmanlılar durdukça, yine hiçbir zaman alınmaz; hele, Osmanlılar Osmanlılığın ne demek olduğunu bilirse, hiçbir zaman alınamaz! Vatanımız için ölmeye hazır mısınız? Tuna boyunda ölmekten çekinmez misiniz? Biz ölmeyince, düşman Tuna'dan geçmeyecek! Geçenler bizi ya ölmüş, ya da yaralı bulacak... Ben.., öleceğim, diyorum. Içinizde ölümden korkmayan kimdir? Arkamdan ayni-mamak için Allah'la sözleşir misiniz? 189
İSlam Bey:Göğsünüzül, vatanın sınırını korumak için yapılmış bir istihkâm hükmünde bilmek elinizden gelir mi? Kendinizi, şimdiden, ölmüş saymak elinizden gelir mi? Ölümünüzü aramaya gidebilir misiniz? Biz vatanı koruyacağız, Allah da bizi koruyacak! Korumazsa, yine kendi bilir. Kendinize bu kadar güveniyor musunuz? Nereye gideceğinizi bilseniz, nereye gideceğimizi benim gibi gözünüzün önüne getirseniz... şüphe etmem ki, hepiniz benim gibi olurdunuz. Arkadaşlar. Tuna Boyu'na gideceğiz! Tuna, bizim için abı hayattır. Tuna aradan kalkarsa, vatan yaşamaz. Vatan yaşamazsa, vatanda hiçbir insan yaşamaz190
İslam Bey: Bilir misin bence vatan iman ile beraberdir. Vatanı sevmeyen, Allah’ını da sevmez! 211
İslam Bey: Biz vatan için her dakika ölmeye koşuyoruz, ölmüyoruz. Demek ki vatanın yeniden canlanmasına hizmet için yaratılmışız 221
Morpa Kültür yayınları aş. istanbul 2006
1 note · View note
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
270) Yevgeni Zamyatin- Biz
Antik çağların dahisi kuşkusuz Taylor’dı. Yöntemini tüm yaşama yaymak gün boyu atılan ger adıma uygulamak hiç aklına gelmemiş,doğru. İlk saatten son saate kadar geçenleri sistemiyle bütünleştirememiş. Ama gene de, Kant gibi biri üzerien kütüphaneler dolusu yazı yazabilirken on asır sonrasını görebilmiş bu kahini, Taylor’ı nasıl zar zor fark etmişler,hayret.
Özgürlük ve suç birbirlerine...Eh,bir aeroyla hızı kadar bağlantılıdır. Bir aeronun huzu 0′a indirgendiğinde hareket hali yiter; bir insanun özgürlüğü 0′a indirgendğinde suç işleyemez. Gayet açık. insanı suçtan arındırmanın tek yolu özgürlüğünden arındırmaktır.
...Yangın. Uyumlu uyaklarda sarsılan evler erimiş altınlarla patlayıp çöktü. Yemyeşil ağaçlar dizelerde kurud, özsular buharlaştı, geriye arı işaretlerini andıran kapkara yanık gövdeler kaldı. Ama birden Prometeus geldi (biz yani): Vemakinelerde,çelikte ateşi koştu işe/Ve vağladı karmaşayı Yasa’nın zircirleriyle
Şiiirin vahşi doğasını da aynı yolla tımar edip uysallaştırdık. Bugün şiir arsız bir bülbülün ötüşü değil: bugün şiir devlet hizmeti demek, bugün şiir fayda demek
Bizim Tanrılarımız burada, aşağıda, ynaımızda; Büro’da, mutfakta, dükkanda, tuvalette...Tanrılar bizim gibi: yani bizler Tanrılarız.
s.100
Yüzeysel dünyada her denklem için her formül için ilgili bir sabit veya eğri vardır. İrrasyonel formüllere, benim kök-1 im için ilgili bir sabit bilmiyoruz, hiç görmedik.. Ama işin dehşeti burada: Böyle sabitler,görünemz sabitler var. Mutlaka kuşkusuz varlar.Çünkü sradışı dikeni gölgeleri, irrasyonel formüller matematikte daima karşımıza çıkarlar. Ve matematikle ölümde hataya yer yoktur. Ve bu sabitleri kendi yüey dünyamızda görmüyorsak yüzeyin altında onlara ait muazzam bir dünya illa bulunmalı
E,limitini hesaba katmadan bir fonksiyon kurulamayacağı açık tabii. Ve dün hissettiğimin, şu salak “evrenin içinde çözülmenin” limitine götürüldüğünde ölümüne çıkacağı da açık. Çünkü ölüm tam budur: kendimin evren içinde mümkün tam çözülmesi. Haliyele,aşk için A, ölüm için Ö kullanırsak, A=f(Ö) yani aşk ve ölüm
Ama kabahat sizde değil.Hastasınız. Hastalığınız adıysa: Hayalgücü. İşte alınlarınızdaki kara çizgileri kemiren kurtçuğun adı bué Sizi uzaklara, hem de bu uzaklar mutluluğun bittiği yer anlamına gelse bile uzaklara koşturan ateş bu. Mutluluk yolundaki son engel bu.
Tumblr media Tumblr media Tumblr media Tumblr media
1 note · View note
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
269) Vladimir Nobokov - Karanlıkta Kahkaha
Başını çevirmeden ağır ağır yürüdü,ama gözlerinin kıyılaarı bir tavşanın,havaya dikilmiş kulakları kadar gerilmişti;adamın kendisini izlemesini bekliyordu.Oysa o böyle bir şey yapmadı, yok oldu sanki.Argus’a bir sonraki gelişinde ise solgun,hastalıklı gibi, avurtları çökük,kıza çok ilginç gelen bir görünümdeydi.İşi bitince Margot sokağa fırladı, durdu;şemsiyesini açtı Karşı kaldırımda gene aynı adam vardı.
Üstelik bir saçak altında onu öpmesine de izin vermişti.Adam o gece eve döndüğünde, o öpücüğün ateşi çerçevesinde bir utku ateşi gibi yanmaktaydı.O ateşi siyah fötr şapkası ile birlikte holde bırakamamıştı ve yatak odasına girdiğinde karısının da buhaleyi görmeden edemeyeceğini düşündü.
Kızın çıplaklığı öylesine doğaldı ki, sanki yıllardır adamın düşlerinin kumsallarında koşmaya alışkındı. Yataktaki büyüleyici hareketlerinde akrobasimsi bir hal vardı.Derken yataktan fırlayıp çocuksu kalçalarını sallayarak odanın içinde dolaşıyor, akşam yemeğinden arta kalmış, kurumuş bir ekmek parçasını kemiriyordu.
Bir edebiyat hemen hemen yalnızca Yaşamdan ve Yaşamlardan besleniyorsa ölmeye yüz tutmuş demektir.Freud’a bağlı kalan romanlardan ya da sakin kır yaşamını resmeden romanlardan hiç hazzetmiyorum. Diyebilirsiniz ki, önemli olan yiğınların okuduğu edebiyat değildir, aslolan bir iki tane kıyıda köşede kalmış,ukala ve kendini beğenmiş çağdaşları tarafından dışlanmış gerçek yazarların yapıtlarıdır. Öyledir tabii, gene de insanın zoruna gidiyor bazen.
2 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar..
268) Jack London - Iron Heel
We can not fail he has built too stoutly and too surely for that.Woe to the Iron Heel. Soon shall it be thrust back from off prostrate humanity.When the word goes forth the labour hosts of all the world shall rise.
I have said that he was afraid of nothing. He was a natural aristocrat and this in spite of the fact that he was in the camp of  the non-aristocrats.He was a superman a blond beast such as Nietzsche
As you say you do not understand. Ernest replied. The metaphysician reasons deductively out of his own subjectivity. The scientist reasons inductively from the facts of experience. The metaphysician reasons from theory to facts the scientist reasons from facts to theory. The metaphysician explains the universe by himself, the scientist explains himself by the universe.
Pig ethics- that is the maning of the capitalist system. And that is what your Church is standing for, what you are preaching for everytime you get up in the pulpit. 
He described the international organisation of the socialist that united the million and a half in in the USA with the twenty-three milions and a half in the rest of the world.
In the USA today there are fifteen million people living in poverty, andn by poverty is meant that condition in life in which, thorugh lack of food and adequate shelter, the mere standard of working efficiency cannot be maintained.
Answer will be that the return to Nature and socialism are diametrically opposed to each other.
This then is our answer. We have no words to waste on you. When yo ureach out your vaunted strong hands for our palaces and purpled ease, we will show you what strenth is.
We captured the state legislature of Oregon and put through splendid protective legislation, and it was vetoed by the governor, who was a creature of the trusts. We eleced a governor of Colorado and the legislature refused to permit him to take office. Twice we have passed a national income tax, and each time the supreme court smashed it as unconstitutional. The court are in the hands of trusts.
75
the black hundreds
The cry in all Asia was ‘ Asia for the Asiatics’ And behind this cry Japan was Japan, ever urging and aiding the yellow and brown races against the white. And while Japan dreamed of continental empire and strove to realise the dream, she suppressed her own proletarian revolution. It was a simple war of the castes, Coolie versus Samurai, and the coolie socialists were executed by tens of thousands. Forty thousand were killed in the street fighting of Tokyo, and in the futile assault on the Mikado’s palace. Kobe was a shambles; the slaughter of the votton operatives by machine guns became classic as the most terrific execution ever achieved by modern war machines.
1 note · View note
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
267) Ernest Hemingway - Silahlara Veda
Papa savaşı Avusturyalıların kazanmasını istiyor. dedi binbaşı. Franz Joseph’e aşık para ondan geliyor tabii. Ben Tanrı Tanımam Kara Domuz’u okudunuz mu diye sordu teğmen. Size alayım bir tane.Oydu inancımı sarsan benim. Pis adi bir kitap dedi papaz. Şaka bir yana sizin de beğenmiş olacağınızı ssanmam. Pek değerli bir kitap dedi teğimen. Şu papazları anlatıyor. Hoşunuza gider sizin dedi bana. Papaza gülümsedim o da bana gülümsedi mum ışığından sakın okumayın dedi. Size alırım dedi yüzbaşı. Düşünen herkes tanrı tanımazdır dedi binbaşı. Hoş farmasonlara da inandığım yok ya.
Memnun oldum dedi Miss Barkley. İtalyana benzemiyor musunuz siz? İtalyan değilim dedim. Rinaldi öteki hemşireyle konuşuyordu. Gülüşüyorlardı. Ne acayip İtalyan ordusunda bulunmanız. Pek ordu sayılmaz Sadece yaralılara bakıyorum. O da acayip Ne diye böyle bir yere geldiniz? Bilmiyorum dedim. Her şeyin de nedeni olmaz ta her zaman
Nasıl oldu bu? Niye bize katılmadınız? Bilmem dedim. Şimdi katılaiblir miyim diye sordum.Yazık ki artık olmaz. Söyleyin bana niye onlara katıldınız? İtalyadaydım. dedim.İtalyanca da biliyordum. 
Avusturya ordusu Napolyon’a zaferler getirmek için yaratılmıştı; hangi Napolyon’a olursa olsun. Keşke bizim de bir Napolyon’umuz olsaydı ama bizim Napolyon yerine şişman ve bolluk içinde bir II. Generalde Cadorna’mız vardı bir de keçi sakallı uzun ince boyunlu ufak tefek bir Vittorio Emmanuele’miz. Onların bir Aosta Dülü vardı sağ kanatlarında...Büyük bir general olamayacak kadar yakışıklıydı ama, hiç olmazsa adam benziyordu. Çoğu kral olmasını isterdi onun. Kral gibiydi sanki.
Savaş zaferlerle kazanılmaz. San Gabrieli’yi aldık ki, ne olacka? Carson’u, Monfalcone’yi, Trieste’yi aldık ki ne olacak? Boyumuz mu büyüyecek? Bugün uzaktaki bütün dağları gördün mü? Bütün o dağları da alabilir miyiz snaıyorsun.? Avusturyalılar savaşı bırakırsa ancak. Taraflardan biri bırakmalı çarpışmayı. Niye biz bırakmıyoruz? İtalyaya inerlerse, yorulur, çekilir giderler. Kendi ülkeleri var ya. Böyle olmuyor ama savaşıp duruyorlar.
Bacağından vurulması
Amerikan elçisinin biricik oğlu.İşiniz bitinceye kadar burada bekleyeceğiz sizi. Sonra ilk yaralı kafilesiyle birlikte alıp götüreceğim onu.
Tumblr media
İtalyanlar hapı yutmuş. Hapı yuttuklarını herkes biliyormuş. Koca Hun Terentino’dan aşağı inip Vicenza’daki demir yolunu kesecekmiş, o zaman İtalyanlar nerede mi olcakmış? On altıda denediler bunu dedim. Almanlarla değil ama.
Anlatsanıza bana çekilme hiç görmedim,çekilme olursa bütün yaralılar nasıl götürülür? Götürülmez alınabilen alınır,,gerisi bırakılır.Arabalara ne korum ben? Hastane gereçlerini.
Tumblr media
Burada İtalyanlar yok mudur? Bir gümrük kasabasında iki tarafın da adamları bulunur. Savaşta bulunmaz.İtalyanları sınırdan içeri bırakacaklarını sanmıyorum
7 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
266) Harper Lee - Bülbülü Öldürme
Bir kaplumbağayı kabuğundan çıkmaya zorlamak gibi bir şey bu. Nasıl yani? diye sordu Dill. Bir kibrit çakıp altına tutarsın.
Kuzey Alabama demek, içki işleriyle uğraşan kodamanlar, büyük anonim şirketler, çelik şirketleri,Cumhuriyetçiler, profesörler,eğitim ve deneyim yoksunu başka insanlar demekti.
Okuma yetimi kaybetmekten korkuncaya dek okumayı asla sevmedim. Soluk alıp vermeyi sevmez ki insan.
Atticus’un dediğine göre çiftçiler yoksun olduğu için meslek sahibi insanlar da yoksulmuş. Maycomb bir tarım bölgesi olduğu için doktorlar, dişçiler, avukatlar için nakit para kazanmak zormuş. Satılmamak koşuluyla miras kalan mülk sorunu Bay Cunningham’ın canını sıkan şeylerden sadece biriydi. Satılmama koşulu bulunmayan topraklar tamamıyla ipotekliydi,adamcağızın buradan elde ettiği üç-beş kuruş da faize gidiyordu. bay cunningham niyet etse İş Buma Kurumu’ndan bir iş bulabilirdi ama işlemeyi bırakınca da toprak perişan olurdu.
Sıcak buhar nedir?
Geceleyin hiç ıssız bir yolda yürüyüp sıcak bir yerin yanından geçmedin mi? diye sordu Jem. Sıcak Buhar cennete gidemeyen ıssız yollarda başıboş dolaşan biridir, öyle birinin içinden geçersen öldüğün zaman sen de sıvak buhar olursun sen de geceleyin başıboş dolaşır insanların soluğunu emersin… Bazen yolunun önünü tıkar,yola yayılır ama içinden geçmek zorunda kalırsan, Işıklı melek yaşayana can gerek, çekil yolumdan yutma soluğumu içine çeker demen gerekir Böyle dersen etrafına dolanmasını engellersin.
Daha bşalamadan yüzyıl önce davayı kaybetmiş olmamız demek kazanmaya çalışamyacağımız anlamına gelmez. Kuze Ike Finch gibi konuşuyorsun dedim. Maycomb’da İç Savaş zamanında askerlik yapmış insanlardan hayatta kalan tek kişi Kuzen Ike Finch’ti. General Hood tarzı bir sakalı vardı bu sakalla çok övünürdü. En azından yılda bir kez Atticus bizi onu ziyarete götürürdü ve onu öpmmek zorunda kalırdım. İğrenç bir şeydi…
Sana ne diyeceği bak Atticus derdi Ike bizi bitiren Missouri Anlaşması oldu ama aynı şeyleri yeniden yaşayacak olsam, daha önce yaptığım gibi attığım ileri ya da geri her adımı yine aynı şekilde atardım dahasu bu kez onları bozguna uğratırdık...oysa 1864’te Stonewall Jackson geldiğinde özür dilerim gençler O zamanlar Stonewall cennetteydi, huzur içinde yatsın
Dillin bana bakmasını istemem dedim ona bakmayı tercih ederim Dill mi? Evet ya Henüz bu konuyu konuşmadık ama bir büyümez evleneceğiz Geçen yaz bana evlenme teklifi etti
Ne demek istiyorsun sokak köpekleri ile dolaşma na Atticus amca izin veriyorsa bu onun kendi bileceği iştir büyük Annem öyle diyor yani Kabahat sende değil ayrıca atricus amca zenci hayranı ise Bu da senin kabahatin olamaz ama sana şunu söyleyeyim ailenin geri kalanı utancından geberiyor
Bir siyahi ile ilgili bir şey olduğunda aklı başında İnsanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımz söylesem yalan olur umarım Jem'le Scout biri cevap aradıklarında kasabada konuşulanları dinlemek yerine bana gelirler Umarım bana yeterince güveniyorlardır Jean Louise
Istediğin kadar saksağanı Vur vurabilirsen Ama unutma Bülbülü Öldürmek Günahtır bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz insanların bahçelerindeki bitkileri Yemezler Mısır ambarlarında yuvalanmazlar tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır
Bana sorarsanız Belki de tanrının kendisini öteki canlılara vermediği haksız bir üstünlük verdiğini anladığı gün silahı elinden bıraktı tahminim o ki gerekmedikçe Ateş etmemeye karar verdi ve bugün gerektiği için ateş etti
Garsonluk eder bir Finch yetmezmiş gibi bir başka Finch de adliyedede bir zzenciyi savunuyor
Afro-amerikan Kilisesi kasabanın güney sınırının dışındaydı eski evi raylarının öteki Yakası'nda boyası pul pul kabarmış karkas eski bir binaydı maycomb’ta sivri Çan Kulesi ve çanı olan tek kiliseydi.ilk satın alım Kilisesi adını taşıyordu Çünkü özgürlüğüne kavuşan kölelerin ilk kazançlarından kesilen parayla satın alınmıştı pazar günleri zzenciler ibadet ediyor haftanın geri kalan günlerinde Beyazlar orada kumar oynuyordu kilise avlusundaki mezarlık gibi topraktı.toprak tuğla gibi sertleşmiş ve havaların kurak gittiği bir dönemde biri ölürse Yağmur toprağı yumuşatancaya kadar ölünün gövdesi buz parçaları ile kaplanır the mezarlıkta bir kaç mezar ufalanıp da almakta olan Mezar taşları ile işaretlenmiş durumdaydı yeni olanlar canlı renkli camlar ve Coca Cola şişeleri ile işaretlenmiştir
Calpurnia’nın yanında Jemle ikimizi gören Adamlar geri çekildi şapkalarını çıkardılar kadınlar kollarını bellerin üzerinde kavuşturdu hafta içine Özgür saygılı esas duruşa geçmişlerdi ikiye ayrılıp bizim gelişmemiz için kilise kapısına kadar giden dar bir koridor oluşturdular
getiremezsin beyaz çocuk buraya onların kendi kiliseleri var Bizim kendi bu bizim kilise Öyle değil mi bayan Cal
Tanrı aynı Tanrı Öyle değil mi?
Bunun üzerine Calpurnia ile birlikte kiliseye yöneldik kilisede bizi rahip Sykes karşıladı ilk sıraya oturttu kilisenin tavanı yoktu ve içi boyasız duvarlarındaki pirinç askılıklar dayanmayan gaz lambaları asılıydı çam ağacından yapılmış sıralar kilise sırası olarak kullanılmıştı meşe ağacından Kaba Saba vaiz kürsüsünün arkasında soluk pembe ipek biri sancağın üzerinde Tanrı sevgidir yazıyordu ressam hunt’ın dünyanın Işığı adlı tablosunun rotagravür baskısını saymazsak kilisenin tek süsü buydu ortalıkta ne piyano org ne dua kitabı ne de Kilise programı vardı yani her pazar gördüğünüz tanıdık Kilise eşyalarından hiçbiri yoktu içerisi loştu Kilisesi cemaatinin içeriye dolması ile birlikte ıslak senrinlik yavaş yavaş dağıldı herkesin oturacağı yere ucuz karton bir yelpaze bırakılmıştı Tyndal Hırdavat şirketinin armağanı olan yelpazeler üzerinde İsa'nın havarilerinin son Yemekten sonra dua etmek için çekildikleri Gethsamene bahçesinin gösteren cafcaflı bir resim vardı
Kardeşimiz Tom Robinson sorununu hepiniz biliyorsunuz çocukluğundan beri kilisemizin sadık bir üyesidir bugün toplanan ve önümüzdeki 3 hafta boyunca toplanacak olan paralar yardım olarak Evdeki karısı Helen'e gidecek
Çocukları da yanında götürse olmaz mı Aziz peder diye sordum tarlada çalışan zencilerin minicik çocukların da yanlarında götürmeleri adettendir kendileri çalışırken çocukları bulabildikleri gölge bir yere emanet ederlerdi ve genelde bebekler iki sıra pamuğun arasında gölgede otururlardı oturamayacak durumda olanlara anneleri Amerikan yerlileri ile sırtlarına sarardı Ya da boş pamuk çuvallarından birinin içine koyarlardı
Jem toplanan paraları biriktirip bir yıl Sana birkaç ilahi kitabı alabilecekleri kanısında olduğunu söyledi Calpurnia güldü alıp da ne yapacaklar dedi okuma Bilmiyorlar ki
166-167
Bir keresinde ku klux bazı katoliklerin peşine düşmüştü maykombta Katolik olduğunu da hiç duymadım dedi Atticus Sen başka bir şeyle karıştırıyorsun Eskiden 1920'lerde klan vardı ama o daha ziyade Politik bir örgütlenme idi Ayrıca korkutacak kimse bulamamışlar de bir gece Sam levy’nin evinin evinin yanında bir gösteri yaptılar ama Sam verandasında çıkıp durdu işlerin çok kötü bir noktaya geldiğini vaktiyle sırtlarındaki çarşafları onlara satanı kendisi olduğunu söyledi sen onlara öylesine utandırdı ki hemen oradan çekip gittiler
Hiçbir yere ait değiller siyahlar onları istemez Çünkü yarı beyazlar Beyazlar Onlar istemez Çünkü yarı siyahlar Böylece arada kalıyorlar hiçbir yere ait olmadan ama bay Dolphus Dediklerine göre Kendi çocuklarından ikisini kuzeye göndermiş Orada insanlar böyle şeyleri aldırmıyor
O kız acımasız yoksulluğun ve cehaletin kurbanıdır ama onu acıyamam o bir beyaz işlediği suçun büyüklüğünü çok iyi biliyordu ama arzusu çiğnediği toplumsal Kural'dan daha güçlü olduğu için çiğnemede ısrar etti  Sonuçtaki tepkisi hepimizin hayatımızın şu ya da bu döneminden tanıdığımız bir tepkidir bu kız Her çocuğun yaptığı şeyi yaptı suçunun kanıtını gözlerden saklamaya çalıştı ama şu durumda o çalınmış bir eşyayı saklamaya çalışan bir çocuk değil kurbanına saldırdı ister istemez ondan kurtulması gerekiyordu O adamın ortadan kalkması bu dünyada yaşamaması gerekiyordu kız kendi suçunun kanıtını ortadan kaldır malıydı
Çevreme baktım ayakta duruyorlardı bizim çevremizdeki balkondan karşı duvarın yanındaki zenciler ayağa kalkıyorlardı: Peder Sykes’ın sesi yargıç Taylor'ınki gibi uzaktan geliyordu bayan Jean Louise ayağa Kalkın Babanız geçiyor
Kuzeydekiler kölelere özgürlüklerini vermiş ama Onlarla aynı masada oturduklarını görmüyorsun bizi hiç değilse onları aldatmıyoruz Tamam siz de bizim kadar iyisiniz ama bizden uzak durun demiyoruz Biz burada onlara siz bildiğiniz gibi yaşayın Biz de bildiğimiz gibi yaşayalım diyoruz Bana kalırsa o kadın o bayan roswell aklını kaçırmış aklını kaçırma bölme kadar gelip onlarla birlikte oturmaya kalkışır mı Ben her gün belediye başkanı olsaydım asla
3 notes · View notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
265) Kazım Karabekir - İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkanı
Rusların Bakü'ye inmeleri muhakkaktır Çünkü Rusların bütün fabrikaları ve vapurları mazot esası üzerinedir Yani Bakü’süz Rusya yaşayamaz. Böyle bir hareket karşısında Müsavat hükümeti ne yapabilecektir onlar bizi ölmüş addediyor bize hiç yardıma yanaşmıyorlar İstanbul'da serbest Zabitlerimizi teşkilatlarına almaları Nuri Paşa'nın Batum hapishanesinden sizinle aynı gecede suhuletle Azerbaycan'a firari gösteriyor ki İngilizler Azerbaycan ordusunu takviye ederek bolşeviklerle harbi hazırlanıyorlar
Bu akılsızlar Karabağ'da arzularını yapmışlardır mukabil İhtilal ve Nuri Paşa kumandasındaki Azerbaycan kıtası ile Ruslara taarruz.. mağlup olmuşlar Nuripaşa İran'a kaçmış yanında 20 Zabit ile 42 Nefer varmış
Cemal paşa:  Türkiye'nin garpteki mevki manevisi Ermeni meselesinden dolayı gayet naziktir bugün Rusya dahilinde teşekkül etmiş olan Ermenistan'a Türkiye arazisinden en ufak bir fedakarlık yapacak olursanız bu fedakarlık sizin mevki manevi dizi son derecelerde takviye edecektir
Biz Arapçayına kadar olan mıntıka yi yani elviye-i selase yi isterken Cemalpaşa işi berbat ediyor heyet göndermeyi teklif ediyor asıl daha fena bir hareketi halilpaşa yapıyor çiçerine mülakatında aynı bahsi kendisine söyleyen çiçerine Halil Paşa Van ve Bitlis vilayetlerinin Ermenilere terk edilebileceğini söylemiş... Halil Paşa böyle bir şey söylemedim diyor ki çiçerinle müvacehe de dahi söylemedim
Enver Paşa:  Toçki'nin muavini olan İskalatiski ile görüştüğüm zaman Azerbaycan ordusunun yeniden teşekkülüne ve bu ordunun Anadolu'ya muaveneti taraftar olduğunu anladım ben bugün Bakü'ye gidiyorum orada Ordu'nun yeniden teşekkülüne ve memleket için faydalı olmaya çalışacağım
Benim Vaziyet hakkındaki tahminim mesele Mustafa Kemal Paşa'yı devirmeye ve bu suretle halk hükümetleri meselesini bütün memlekete teşmil etmeye ve bu suretle ittihatçılar iş başına gelmelerine çalıştıkları hakkında vasi bir plan var... Acaba Almanlar da diplomatları Türklerin bolşevik olmasıyla harbin uzayacağını zannederek İttihat ve Terakki rüesasını sevk ve tahrik mi  ediyordu Cemal Paşa'nın Taşkent faaliyetini herhalde İngilizler İstemezdi
Ravlinson: Karabekir başınıza iş açacak Eğer Ermenilerle harp ederseniz Erzurum'u kaybedersiniz harp olmazsa Nihayet deve boynundan Hudut geçer silahları vermek için Karabekir'in tazyik ediniz ki harbe Meydan kalmasın buradan kaldırtamazsınız öldürtürüz
Halil Paşa: Üç dört gün mukaddem baküye geldim müsavalatımdan da iki gün evvel Enver Paşa da Zinovyef  ile beraber Moskova'ya avdet etmişti orada Leninin mümessili olarak bulunan ve Türkiye İran içlerine memur seferi iliyeva ve Azerbeycan Şura Cumhuriyeti Reis'in Nerimanof ve Dağıstan Cumhuriyeti reisi Celal Korkmazof  ve Moskova komünist Fırkası Merkezi Umumiye azasından bir zat vesair rüesa ile Vuku bulan müzakere neticesinde cümlesiyle Gürcistan'da Ermenistan'a karşı müşterek bir hareketini icrasını lazım ve zaruri  olduğuna kanaat getirmiş ve kanaatleri Moskova'ya telgrafla bildirilmiştir
Enver paşa: Kardeşim Kazım... bence siz Şimdiye kadar bu hareketi yaptırarak Ermenilerin kuvvetlenmesine Meydan vermemeliydiniz Neyse inşallah Gürcüler Ermeniler İraniler taarruza geçmeden Azerbaycan kendisini toplayarak taarruza geçer herhalde sizde Hatta kırmızı Ordu istemese bile taarruza geçerek zaten Moskova'da akdedilen muahedenet mukavelesinde Rusların da tanıdığı hududa yani 1293 hududuna varmalısınız
Küçük Talat: Mustafa Kemal Paşaya: Mustafakemalpaşa kuvvetine karşı gösterdiğiniz Hüsnü kabul ve müzaheret istila ve fütuhatçılarla hali Mübarezede bulunduklarından ileri gelmektedir yoksa halifeyi esaretten kurtarmak için mücadele ettiğini ilan eden bir kuvvetle teşrik-i mesai etmekliğimiz prensibimize mugayirdir mamafih Mübarizlere muavenet etmekliğimiz Diğer taraftan Türkiye'de komünizm usulünün tatbiki etrafında icrayı faaliyet eden Türkiye iştirakiyun Fırkası ne maddi ve manevi yardım etmekliğimize mani  değildir
Manchester Guardian gazetesi muhabirine söylediği veçhile şarkta bir ateş yakmak ve söndürmek istemiyorlar 2 hali mümkündür ya İngiltere ölünceye kadar muharebeye devam eder veya kompromi yapar Eğer Rusya ihtiyacı var ise bir müddeti muhakkak için İngiltere ile kompromi yapmaya kabul eder ve Türkiye'ye de bunu tavsiye eder çünkü kuvvete karşı başka bir türlü hareket etmek imkanı yoktur Böylece zaman kazanılır şark mesailinde Bakü'nün Merkez olması icap eder Her türlü muavenet mahallinden bulunarak icra edilebilir . Enver Paşa'nın mektubundan Şahane Hayret bir şey anlaşılıyor islamlardan ilkbahar için gönüllü Süvari Teşkilatı yapalım dediğim vakit bana eğer Polonya ile sulh olur ve Vrangel ezilirse süvari ordumuzu göndeririz dediler Bilmem bu Ordu memlekete girerse ne olur mamafih henüz bunun için Daha vaktimiz var ben İtalya ve Almanya'dan silah ve cephane getirtmek yolunu bulmak için bir kere daha kısa bir müddet için oraya gidiyorum
Vaktiyle kuvvetimizi ve nakdimizi Anadolu’ya teksif edeim günün birinde yolsuz ve harabezardan ibaret bir Anadolu’da parasız bir avuç Türkle istiklalimiz için çarpışmayı düşünmek lazımdır dedim diye beni Balkan harbinin akabinde tevkif etmek isteyen ve Divanıharbi Örfide hakkımda pek ağır. bir karar verdiren bu Cemal Paşa acaba benim ismimi ve vazifemi düşündükçe titrer mi? Türkün altınlarını ve kanını kanallara kadar heder eden bu zat acaba dediğim gibi  harabe bir Anadoluda parası bir avuç kalan Türk evlatlaryıla hakikaten uğraştığımızı işittikçe mi şarka daha uzaklara kaçıyor.
Tecrübesiz ve emeksizce Türkiyede diktatörlük yapan Enver’in serbest kalır ve imkan bulursa aynı mevkii velev 1 dakika olsun işgale koşacağı ve bunu temin için her kuvvetten istifade edeceği anlaşılıyor
Ruslar bile memleketlerini bir yangın yerine çeviren bolşevik programına lanet etmişler ve birçok tadilat yapmışlardır. Rusları mahveden ilk programın ismne halkçılık denilerek Ermeni Karahan tarafından Enver’in eline tutturulmuş ve cepleri altınla doldurularak ortaya atılmıştır. Enver mazisinin ihtişamiyla halinin sefaleti arasında hezeyan halindedir.
Bilhassa tek meclisli hareketin pek yanlış bir şey olduğunu görüyorum. Münasip bir zamanda Mustafa Kemal Paşa’ya da yazacağım.
Hilmi bey Trabzon'da Vali Bey'e müdafaa-i hukuk azalarına vesair eşhasa Enver Paşa'yı istediğimiz zaman getirip oturtabiliriz tarzında beyanatta bulunuyormuş Moskova'ya devamı seyahatinin Trabzon ve muhitinde Envercilik cereyanının kuvvetlenmesine yeni bir sebep olacağını fırka kumandanlığına bildiriyor
M.Kemal: Ardahan mebusu Hilmi Bey geldi kendisiyle Rauf, Fethi,Yunus Nadi Beyler huzurunda ve işareti Devletleri dairesinde görüştüm sebkeden tarzı hareketinin bir hata ve Kusura olduğunu itiraf ve kabul eyledi Bilmukabele icra edilen ilk tarafı Şimdilik kafiye addetmek muvafık olacaktır
13 fırka bildiriyor Dr Nazım Buhara'da Enver de Ali namı müstearıyla buhara ve Türkistan'da dolaşmakta Afganistan'ın enver e 3000 Buhara'nın da 3 kilo külçe altın hediye ettiği Batum ve Bakü'deki Türk komünist merkezlerinin bolşevikler tarafından tarafından sed ve yerlerinin alındığı.
Enver Paşa'nın buradaki ahvalini tetkik için gönderildiğini ifade eden genç Afganlı bir Binbaşı Bendenizle mülakat esnasında Enver Paşa'nın Avrupa'da bulunan zevcesine yazdığı bir mektupta Rusların Türkistan'daki tavır ve hareketlerini kendisi için gayrı kabili tahammül olduğu cihetle onlara karşı hareket ve teşebbüsatta muztar kaldığını bildirmekte olduğunu hikaye ediyordu
Hacı Sami Batum'da Envere bir teklifte bulunuyor kuvvetsiz Türkiye'ye girilemez türkistan'a gidelim Orada mühim teşkilatımız var büyük kuvvetlerle kafkasya'ya döneriz Anadolu ya da hakim oluruz Enver Paşa eli boş durmadan ise Bu fikre kapılıyor Fakat bu arada Türkistan'da bolşeviklerin Türklere karşı mezalimini gördüğü birçok teşvikler karşısında dahi kalarak Nihayetinde Ruslarla mücadeleye giriyor ve 4 Ağustos 1338 Kurban Bayramı'nın 1. günü Şahanei hayret bir tesadüf harbi Umumiye sebep olduğu Karadeniz hadisesi günü bir mitralyoz kurşununun kalbine isabet ile şehit oluyor bu husustaki Teşkilatı yanında bulunan Muhittin Efendilden not almıştım
344-345
Cemal Paşa’nın Buharada muntazam teşkilatı vardı.
Cemal paşa'da Anadolu'ya gelmek üzere 10 Temmuz'da tiflis'e geliyor Orada iki yaveriyle şehit oldular cenazelerini treni mahsusla Erzurum'a naklettirdim 20 Eylül 1338 de merasim ile Kars kapısı haricindeki Hafız Hakkı Paşa’nın yanına defnettirdim
1 note · View note
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
264)Safiye Erol - Ciğerdelen
Yurdum tarih boyunca kah şarkın kah Garbin davasını benimseyen Trakların yurdudur silahları atları zevkle işlenmiş Gümüş kupaları ve hepsinden ziyade omiros orfeys tanmiris gibi esatire göçen saz şairleri ile Ünalmış olan harikalı kavmin toprağında bir kasaba ismi de Keşandır
Türkler Rusköy daha Sonraları Keşan dediler
Dur kendine de bana da yazık ediyorsun deyişi bile Adem babamız gibi kendimi Cennetten attırmadan rahat edemedim düştüm Canzi’yi de birlikte yuvarladım boşlukta yuvarlanıp gidiyoruz Cennetten olduk fakat yeryüzünü henüz bulamadık
Keşan'daki caminin halılarını filmlerini Balkan muharebesinde düşman çalmış sonra Evkaf yeniden  döşetmiştir
Yavuz için tek bir kelime söyledin zelzele önce anlayamadım düşüne düşüne buldum demek istiyordu ki Yavuz durmadan depremlenen Toprak gibiydi değil Rahat ve huzur onun karşısında ayakta tutunabilmek bile imkansızdı Yavuz'un kendisini dövdüğünü hatırlattığın zaman dedemin ilk defa olarak güldüğünü gördüm
21
benim de Atatürk'e benzediğimi herkes söyler Bu benzeyiş beni utancımdan üzer kendimi layık görmem sırf şu gösterişim yüzünden büyük bir borç altına girmişim de ödemekten aciz misin gibi gelir fakat hakikat budur Tıpkı Atatürk'ün gençliğine benzerim
Kimse vatanında peygamber olamazmış
canzi Salonda Gezip dolaştıkça ne zaman Atatürk resminin altına gelse duraklar ve Muhakkak bir defa kutsal kahramanını kendi tabiri üzere Serhatlı gazisini gözleriyle Selamlardı o inkılap yolunda Bizi en son ve zahmetli mesafede güderek finale götürdü İnkılabımız artık Tamamdır Kala kala erkeklerimizin ruhundaki pederşahi Hakimiyet hırsı ve Mariz bir kıskançlık kaldı
halimiz etraftan az çok fark edilmiş olacak Canziyle  beni bir kurnazlıkla ökse otu dalları altından geçirdiler İngiliz adetine göre bu dalların altından geçenlerin öpüşmesi lazımdı ruh kesilen dudaklarımla sevdiğimin yanağına dokunduğum zaman onun Göksel bir gül bağına benzeyen kokusunu tattım işte şimdi gözlerim kapalı o kokuyu yaşıyor gene o kokuyu alıyorum Ah ey sevilenler insanı Hasretiyle inleten Hatıralar bırakmayın
Kötülük onların ayrıksı din ve dilden olmalarına değil hayasız bir tecessüs ve vahşi bir Yaygara ile yaratılmışın kemiğini kırıp İliğini sömürmek istemelerindedir bu habis ruhu zamanında ezmezsek Rum saltanatı bize haram olur
Mustafa gülmüştü Türk kadını erkekler Meclisi ne giremez türkbeyi Raks etmez çalınan değildir eğlenmek için köçek oynatır Kendisi ortada dönüp toplamayı hafiflik sayar ancak Dervişler dergahta semaya kalkar ama o başka iş
Zühre seni İtalyan nakkaşlarının Meryem tasvirlerine benzetiyorum. Güzelsin, cömertsin, gayretlisin, temiz yüreklisin. Her dilden insanla buluştum tanıştı. Türklerde gördüğüm halis insanlık mayasına bir yerde rastlamadım. Türklüğün seçkin numuneleri siz yakınmış altın gibisiniz.
Yumrucuk palanka iin kırk yıldır çekilen cenk ü cefa Kartaca savaşını da geçti. Dünya böyle kanlı didişmeyi görmedi, görmeyecek. Ne yaman… Adıyla anılmış Türk milletinin Ciğerdeleni.
Zühre’nin ruhu şad olacaktı. Yalnız Zühre’nin mi ya? Cangüzel ananın ruhu da… O Cangüzel ana ki ay parçası oğlunu ilk defa göğsüne tutuştururken bütün Türk ninelerigibi şu niyetle süt vermişti: Bismillah Ya gazi, ya şehit.
Ciğerdelenim sen benim en yüksek uçuşumun en atılgan hamlemin en yakıcı aşkımın timsalisin. Sana kabuşmak için ne uzak ülkelerden kopup, ne çetin yollardan, kan yutturan iklimlerden geçtim de geldim. Cemşid’in, Keyhüsrev’in, İskender’in, Roma kayserlerinin mirasını zor pazu ile kılıcıma ram ederek sınırımı aça aça sana vardım. Kah kavuştum kah seni kaybettim. Sen, bu yalancı dünyada çok özlenen her şey gibi sık sık elden kayıyordun
Ben sana ciğerdelen demem de ne derim ömrümün manası ciğerimin kanıyla senin destanını yazmakmış gene de senin tanrısal derinliklerini dilediğim gibi göremiyordum en sonunda mihnetlerimi üst üste koydum dağ gibi yığıldı çıktım Mihnet tepesine oturdum ancak o zaman sen ciğerdelenime kavuşup seninle kaynaştım bu Artık seninle benim sonumuzdu.sen o demde düşman eliyle ateşe verildi alevlerin raks eden hura elleri gibi çırpınıyordu Allı Yeşilli yanıyor semender kuşu musun Dumanında  ıtır ve zambak kokusu vardı biliyordum ki bu senin son yanışındır ve ben seni artık bir daha bina edemem yangınına atılıp kucağında seninle birlikte kül olmak muradına Ermek demekti. o zaman aşkımın gücü ile bir adım daha atabilirim dedim ki olmaz Ölüm Bana yasaktır Benim sesim var.Palankama sesimi de vereceğim. ciğerdelenimi anmak onun efsanesini okumak için sesimi kurtarmalıyım Fani Hayat kandilini söndürmemek gerek. mihnet tepesinden in Hisarı'nın yangınından yüz çevir bu yükseklikte böyle bir görüşle insan yaşayamaz
239-240
Anlamıştım ki sevdiğim kadının gelmişini geçmişini tutturmak,rüyalarına varıncaya kadar inhisara almak ona sanki yaradanı benmişim gibi tasarruf emek istemek, bitmez yükenmez azaplarla ödenen büyük bir günahtır
Bakışının nereye yönlenmiş olduğunu araştırınca Atatürk’ün Kocatepe’de çıkmış kalpaklı resmini gördüm. Serhatliyi mi düşünüyorsun dedim. İçini çekti:
Serhatli ruhu milletin başından eksik olmasın. Transformatörden bahsediyordum. Düşündüm ki Atatürk de Türk milletinin karar gününde işlemeye koyulan bir transformatördü.
1 note · View note
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
263) Reşad Ekrem Koçu- Fatih Sultan Mehmet
Hicri 835 Recep'in 26-27 ve Miladi 1432 yılı martının 29-30 gecesi ve bir pazar gününün sabah vaktinde iki Güneş Aslan burcunda Haydi Sultan ikinci Murad'ın Sinop hükümdarı isfendiyarbey kızı Hatice Halime Hüma Hatun dan bir oğlu dünyaya geldi. baba sabahNamazını kılmış seccadesinde Kur'an okuyordu sureyi Muhammed'i bitirmek sure-i feth’e başlamak üzereydi.Ravza-i Murat da bir güli Muhammed'i açtı... Büyük oğlunun adı Alaaddin
büyük Ihtilal de ordular bozmuş börtlüce Mustafa'ya karşı gönderildiği zaman 12 yaşındaydı Vakıa yanında Bayezid Paşa gibi devrenin kıymetli bir askeri vardı fakat atların kan deryası içinde koştuğu müthiş muharebe Günündeki cesaretin asker arasında dillere destan olmuştu Mustafa'yı ve kafadarları olan Yahudi Torlak Kemal yakalatıp en sadık adamlarıyla beraber darağaçlarına gönderen ve korkunç bir İhtilali ve bastıran Bayezid Paşa ile bu çocuk olmuştu
Hileye de başvurulmuştur Vezir hacı İvaz Paşa Şehzade Mustafa'yaTimurtaş Paşazadelerden Biri de İzmiroğlu Cüneyt Bey'e birer mektup yazıp Güya gizlice gönderdiler Hacı Paşa'nın mektubunda Ben senin Hayırhahınım saltanatın Gerçek varis olduğunuza kanaatim vardır yanındaki Rumeli beylerinin cümlesi seni tutup sultan Murat’a teslim etmek için sözleşmiştik Gafil olmayınız deniliyordu Timurtaş oğlu da Cüneyt Bey bir mezhebi meşhur adama boyun eğmek onun vezirliğini kabul etmek senin gibi Kadim Hanedan sahibine düşer mi onun yalanı anlaşılmıştır Sultan Murat bir gece baskını yapacak ve yanındakiler Mustafa'yı yakalayıp teslim edecekler
Karaman hükümdarı Mehmet Bey büyük bir orduyla Antalya önüne geldi bu hareketi aslında 2. Murat'a harp açmak demektir Antalya'nın Bu 2. muhasarası da uzun sürmedi Karamanoğlu Mehmet Bey Kaleden atılan bir gülleyle parçalanıp öldü, bu ölümle ordusu Bozguna uğradı
Amasya ve Tokat havalisinde Kızılkoca oğlanları denilen dörtkardeş başlarına topladıkları Göçebe Türkmenlerle şekavete  sapmışlardı
Bundan sonra bütün Türkmen aşiretleri amansızca takip edildi ve bu takip pek zalimce oldu sürülerin çadırları yağma edildi yorgeçin askerleri bir koyunu bir akçeye sattılar
Yakup Bey de şanına layık ihsanlarda bulundu Hatta dönüşünde muhafazasına memur edilen askerlere o kadar çok bahşiş verdi ki yolda parasız kaldı mektup yazıp Murat'tan para istedi Derler ki padişah bu mektubu okuyunca gülmüş Cenabı Hak Germiyan beyini bize öyle bir kardeş olarak vermiş ki kendi iradından başka bizimkilerini yiyor Yakup Bey arzusundan çok fazla harçlık gönderildi Bir sene sonra vefat eden bu hükümdar vasiyetname ile memleketini ve bütün şahsi servetini Sultan Murat'a bıraktı
2. Murat bir sulh imzalamak için gelen Venedik elçisine çok sert hitap etmiş venediklilerin Bu beldeyi idaresine tahammül edemem kendiliğinden çekilip gitmezseniz bizzat gelip çıkartırım demişti 1434  Edirne'den sereze giden Sultan Murat orada Selanik fethine Hamza beyi memur etti arkasından Kendisi de Selanik önüne vardı kanlı bir muhasara harbinden sonra Venedikliler gemilerine binip kaçtılar şehir Türklerin eline geçti Fatih Sultan Mehmet de işte bu Selanik Fethi yılında doğmuştur
Eski tarihçilerimiz Vlad’a, Drakula derler lakabı vaktiyle Skizmond’un kendisine verdiği bir ejderhanişanından kalmıştı
Zafer'den sonra cenk meydanında dolaşan Sultan Murat ölülerin hemen hepsinin Genç kimseler olduğunu görerek kumandanlarından Azap bey’e: taaccüp edilecek şey hepsi delikanlı aralarında bir tane ihtiyar yok dedi üktedanlar ile meşhur olan bu Kumandan İçlerinde bir ihtiyar olsaydı bu kadar delicesine Bir teşebbüste bulunmazlar de cevabını verdi
Kaltak eğerli kayış özengili örme kuşaklı kabalak tülbentli özengisikayışı ipten kılıcı bağı ipten at hırsızı gibi acayip bir asker görmüş Bunlar kim diye sormuş Karaman askeri demişler dudaklarında acı bir tebessümle Karamanoğlu askerinin Serdar'ın a dönerek askerimizin maskarası yoktur hele Kerem etmişler Karamanoğlu o hizmete Eda etmiş demişti
Halil Dilerim ki oldum Sultan Mehmet'i everem zülkadiroğlun kızın alam dirim hem Türkmen bizimle doğruluk ider
Rumeli Hisarı denilen yere vardı ve Hisar'ın yerini bizzat tayin etti ve inşaata derhal başlandı öyle ki Sancabeyleri beylerbeyleri Hatta vezirler arabalarla teskerelerle ne taş ve kireç taşıyorlardı.
49- Turusn Bey burçları simurg’a benzetiyr
Ortaçağda bu büyük şehre şehirlerin kraliçesi derlerdi Rumlar da bu şehri Meryem Ana'nın himaye ettiğini inanırlar Cenabı Hakk'ın himayesinde emanet edilmiş geldi derlerdi
1432 Bertrandın de Labruguiere: Beni Türklerin oturduğu Üsküdar'dan Galata'ya geçiren 2 Rum Kayıkçı beni evvela Türk zannettiler fevkalade hürmet gösterdiler Türk olmadığımı anlayınca fazla Para koparmak istediler fırsat vermiş olsaydım beni pekala dövebileceklerdi fakat kılıcım ile iyi bir silahım vardı Rumlar Garp hristiyanlarından nefret ediyorlar onlara lanet ediyorlar
Ayios Romanos kapısı Kendisine civarı İstanbul Macerası cenginin en şiddetli ve kanlı sahnesi olmuştur Türkler tarafından en büyük toplar bu kapının karşısına konulduğu için muhasara esnasında ve fetihten sonra Topkapı denilmiştir
Eski devirlerde bir zincir de bu kule ile Üsküdar sahili yakınındaki Kız Kulesi arasına gerilir ve boğaz ağzı kapatılırdı1453 muhasarasında bu zincir gerilememiştir
Derviş Ahmet anlatır Tekfur Sultan Mehmet'in bizimle komşuluğu Doğan'la Karga komşuluğuna benzer Eğer bu Türk’ten kurtulmaya çare olursa dostumuz Halil paşa’dan olur dedi balıklar göndermek gerekir balığın karnını filori ile doldurdular 
Top gülleleri ile liman ağzında zincir gerisindeki gemileri vurmak mümkün müdür değil midir diye sordu bu mütehassıslar Galata surları manidir dediler O zaman genç hükümdar Güldü bizzat çizdiği bir resmi bu mühendis ve dökümcüleri uzatarak hayır Galata surları Mani değildir dedi resimlerini verdiğim top öyle bir alet olacaktır ki güllesini evvela şu muharrikle dimdik havaya fırlatacaktır,güllenin ilk sürati kesilince taş Galata surlarının üzerinden aşrak zincir arkasında gemilerin üstüne düşecektir.
Venedikliler Galata cenevizlilerin pek ağır bir surette itham ederler şöyleki Galata kumandanı baskını geciktirmeye muvaffak olunca Galata surlarının Kara kapılarından birini açtırmış Anjela Zaharya isminde bir adamına Sultan Mehmet'e göndererek padişahı venediklilerin baskın teşebbüsünden haberdar etmişti
Ilahiler okunarak ve hıçkırıklarla ağır ağır eğrikapı yokuşunu tırmanıyordu ki Mukaddes tasvir taşıyanların elinden kaydı ve boylu boyunca Yüzükoyun yere kapandı binlerce kişinin ağzından bir anda Öyle müthiş bir çığlık koptu ki herkesin Tüyleri ürperdi ve herkes tasviri kaldırmak için birbirlerini çiğnercesine ileri atıldı fakat müthiş şey tasvir sanki yere mıhlanmış gibi kalkmıyor biraz kaldırınca tekrar kayıp yere kapanıyordu rahipler ve halk avazları çıktığı kadar yüksek sesli dualar okuyarak ve var kuvvetleriyle çalışarak nihayet kaldırabildiler tekrar omuzlarına alarak yürümeye başladılar
Dursunbey Hz Muhammed'in Burak’a binip Cennet Seyrine gittiği gibi Sultan Mehmet Gazi ulema ve ümerasıyla İstanbul kalesinden girdi
Sadrazam Halil Paşa Sultan Mehmet açıkça ihanetini ispat eden ve Konstantin ile not Notaras’ı mukavemete ve şehri müdafaa teşvik eden gizli mektuplarıydı.
141-144 (Millet sistemi)
Bu anda kalenin arka kapısından da bir İmdat kuvveti yetişti Fatih Sultan Mehmet basit bir nefer gibi en ön saflarda üzerine Yalınkılıç saldıran bir Macar askerini bir kılıç darbesiyle yere serdi fakat Kendisi de kalçasından yaralandı Hammer bu sahneyi anlatırken genç padişah için arslan gibi Cenk etti diyor. yerini Yeniçeri ağasına bırakarak bir askerinin kollarında geri çekilirken durma Hasan diye bağırdı Yeniçeri Hasan padişahının gözleri önünde ileri atıldığı bir dakika içinde 8 10 kişiyi yere serdi fakat kendisi de padişahın yaralanması üzerine hücuma geçmiş olan Macar kılıçlarının altında şehit oldu
161 Cem’in doğumu meselesi
Aşıkpaşazade mukataa meselesinden Mehmet Paşa'yı açıkça ihanetle itham eder ve İstanbul Rumlarını Mehmet Paşa ile şöyle konuşturur bu İstanbul'un eski kafiri vezirin eski dostları ile yanına girdiler kim Hey ne eylersin bu Türkler bu şehri yine mamuretti senin gayretin kani?  atan yurdunu ve bizim Yurdumuzu aldılar gözümüze karşı tasarruf ettiler Şimdi sen Hod padişahın mukarrebisin ceht eyle kim bu imaretten vazgeçe yine evvelki gibi bu şehir bizim elimizde ola
185 Fatih’in Uzun Hasan’a Mektubu
Padişah evvela İnanamadı sonra en güvendiği bir adamını ani olarak hasköy'e gönderdi Bu Adam hakikaten Mahmut Paşa'yı beyaz esvaplarla pürneşe ve şetaret satranç oynarken gördü ve gördüklerinz Sultan Mehmet'i aynen nakletti Fatih Paşa'yı derhal Tevkif ettirerek Yedikule zindanı attırdı ve en 18 gün sonra orada idam olundu
Floransa'da Guiliano de medici bir suikasta kurban olmuş ve katil Bandino İstanbul'a kaçmıştı Floransa dukasının gönderdiği Elçiye Fatih Sultan müsterih olunuz demişti bir ilim ve sanat hamisinin katili benim memleketimde sığınacak yer bulamaz bu adamı bulup size teslim edeceğim ve hakikaten Bandino yakalanmış ve floransa'ya teslim edilmiştir
207 ölümü üzerine çıkan olaylar
209 - 210 Abdülhamit’in rüyası- boğuluyorum
0 notes
utopianatolia · 7 years ago
Text
Kitaplar...
262) Dostoyevski - Kumarbaz
Yemek sırasında Fransız, fena halde caka satıyordu,herkese karşı böbürleniyor ve tepeden bakıyordu. Anımsıyorum da Moskova’da da bol keseden atmıştı. Maliye ve Rus politikası hakkında çenesi epeyce düştü... Eğer kendinize saygı duyan birisi iseniz diye devam ettim hiç kuşkusuz kaba davranışlarla karşılaşıp hakaretlere katlanmak zorunda kalabilirsiniz. Paris’te Ren’de hatta İsviçre’de tabldotlar çevresinde o denli çok Polonyalı ve onlara acıyan Fransız yığılmış ki eğer bir Rus iseniz ağzınızı bile açamazsınız
Roma’ya uğramak zorunda kalabileceğimden emin olduğum için vize almak üzere Parpalığın Paris büyük elçiliğine gittim. Orada beni elli yaşlarında donuk suratlı kupkuru bir rahip karşıladı. Saygılı bir biçimde beni dinledikten sonra son derece soğuk bir ses tonuyla beklememi rica etti. Acelem olmasına karşım oturup bekledim. Orinion Nationale’i açıp Rusya hakkında yazılan tüyler ürpertici aşağılamaları okumaya koyuldum. Bu arada birilerinin Monseigneur’un yanına geçtiğini duydum; üstelik bizim rahip de şu yeni gelenin karşısında eğiliyordu...Zavallı bir Rus’un kendisini Moseigneur’un konuklarıyla kıyaslama cüretinde bulunmasına bir türlü akıl erdiremiyordu. Ona dinsiz bir barbar olduğumu tüm piskoposları kardinalleri Monseigneurları vs vs hiç umursamadığımı söyledim.
Fransız daha yakışıklı ama aynı zamanda da ikiyüzlü İngiliz ise hem dürüst hem de on kat daha varlıklı diye kestirip attım. Evet ama Fransız bir Marki ve daha zeki dedi.
Gerçek bir beyefendi her şeyini kaybetse bile asla heyecanlanmamalı. Parayı küçük bir şey olarak kabul edip uğrunda tasalanmaya gerek duymamalıdır.
Masanın iki ucunda duran mizaları özenle izleyen ve ödeme yapan krupiyeler çok yoğun çalışıyorlar. Onlar da başka bir ayak takımı. Çoğu Fransız.
Ruletin Ruslar için yaratılması: Sermaye biriktirme yeteneğinin uygar, batılı insanın akait kitabına tarihsel bir süreç ve önemli bir nokta olarak alınmasına dayanıyor. Oysa Ruslar, sermaye biriktirmek bir yana, elinde avucunda olanı da yüzsüzce har vurup harman savuruyorlar. Buna karşın, bizim de paraya gereksinimimiz var diye ekledim ve devam ettim. Dolayısıyla bir insanın emek vermeden iki saat içinde, birden zengin olabileceği rulet gibi yöntemler bize çok uygun
Lütfen kızmayın, çünkü Rusların biçimsiz savurganlığının mı yoksa Alman usulü dürüstçe emek vererek birikim yapmanın mı daha kötü olduğu aslında belli değil....Alman idolüne boyun eğmektense yaşamımın sonuna kadar Kırgız çadırıyla oradan oraya savrulmayı yeğlerim...Tatar yaradılışımı ayaklandırdı. Onların erdemlerini istemiyorum, yemin ederim.
Yaklaşık elli ya da altmış yıl sonra birinci Vater’in torunu gerçekten de ciddi sayılabilecek bir sermayenin sahibi oluyor ve servetini oğluna bırakıyor; o da kendi oğluna, derken beş ya da altı kuşak sonra Baron Rotshild veya Hoppe ve Ortaklatı ya da şeytan bilir kim ortaya çıkıyor... Ulaşılabilecek en yüksek noktaya ulaştıklarına göre bütün dünyayı yargılayıp suçları başka bir deyişle kendilerinden birazcık ayrıksı olanları bile hemen cezalandırmaya koyulurlar.
Fransızlarda ve bazı Avrupalılarda biçim olgusu berraklaşıp ön plana çıktığı için, bir insan tüm onursuzluğuna karşın çok saygın görünebilir. İşte b yüzden onlarda biçim olgusu olağanüstü bir öneme sahiptir. Bir Fransız yüzünü bile buruşturmadan gerçek anlamda, derinden incitilmeye katlanabilir. Ama burnuna bir yumruk indirilmesine giçbir zaman izin vermez; çünkü bu, kabul görmüş ve yüzyıllarca korunmuş saygı kalıplarına uymamak anlamına gelir.(Galya horozu)
Ruslar yurt dışındayken bazen çok korkak olabiliyorlar, başkalarının onlara bakış açısının ve haklarında söylenenlerin olumsuzluğundan çekinirler, kendi davranışlarının uygun olduğu hakkında sürekli bir kaygı taşırlar. Özellikle de seçkin oldukları konusunda ciddi savlar öne sürenler, adeta bir korse içindeymiş gibi davranırlar. Bir köle düşünüşüyle her yerde otellerde , yürüyüş yaparken toplantılarda yolculuklarda sürekli izledikleri sonsuza dek kabul görmüş alışılagelmiş yapmacık bir biçim onlara göre en iyisidir.
83-84-85
Evet,charmante bilmez miyim seni gidi palyaçoların kralı. Ama bil ki, sana şu kadar olsun inanmıyorum..
Neden bilinmez ama, onları her zaman çok sevmişimdir. Fransızları onlarla kıyaslamak bile olanaksız. (Babaanne)
Baron yüzünden A.Ivanoviç’i işten çıkarır general: Gördüğüm kadarıyla hepiniz sünepesiniz, yurdunu savunmak kim siz kim? (Babaanne)
Budala ne olacak diye bağırdı büyük anne,, Des Grieux’ye Sen aşağılık bir Fransız züppesisin. Alçak ne biçim öğüt veriyorsun?Defol, gözüm görmesin seni. Hem bir şey bilmiyor hem de karışıyor.
Ah şu kahrolası gurbet! Söylemiştim ona, bu işte hayır yok demiştim. Bir an önce Moskova’mıza dönsek. Bizim orada Moskova’da neyimiz eksik? Buralarda hiç olmayan çiçekli bahçelerimiz, nasıl da güzel kokar. Elmalar şekerlenir ufuklarımız engin.
Bütün Ruslar paraları olduğu zaman Parise giderler.
Mr Astley: Bence tüm Ruslar böyledir ya da buna eğilimlidirler. Rulet değilse başka bir şey olur. Ayrıksılık az görülür. Emeğine ne olduğunu bilmeyen ilk kişi değilsiniz. rulet büyük ölçüde Rus oyunudur. bugüne kadar dürüst kalıp hırsızlık yapmaktansa uşaklığa katlanmışsınız. ama yarın olabilecekleri düşünmeye korkuyorum.
216-217
0 notes